"Sevgili okur; Hep edebi bilgiler verdik şimdi de gerçek hayatın içinden bir edebi kurgu hikaye yazma sırası geldi çattı. Öykümüz ileride kitaplaşmadan önce, burada siz değerli okurlarımızla buluşsun istedim. O yüzden siz bu satırları, medeniyetten uzak bir ormanın kıyısında geçen karanlık bir kurgu, sert bir hayatta kalma öyküsü niyetine okuyup keyfinize bakabilirsiniz. Ancak bu hikayenin kahramanları, kurgunun ardındaki çıplak gerçekle yüzleştiklerin de sizin kadar rahat uyuyamayacak." Bu biraz Charles Dickens girişi oldu ama merak uyandırmak iyi bir edebi eserin başlıca meziyetidir.
Elbette her yazar ve şair arkadaşım kitaplarında önsöz ve sonsözde değer verdiği kimselerin fikirlerini yazabileceği kısa ama dolu bir kaç sayfa ayırır. Ben şimdiye kadar ki acemilik eserlerim olan ilk 3 kitabımda olduğu gibi ilk kalfalık eserim olacak olan bu kitabımda da bu geleneği devam ettireceğim.
İlk kitabımın son sözünü Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi bölüm başkanı Prof.Dr Oktay Yivli yazdı. Kalemi gibi karakteri de sağlam olan bu adam edebiyatımıza unutulmayacak izler bıraktı. Her insan kendinde çağını yakalamayı arzular ama ikinci kitabımın son sözünü yazan adam başka türden bir adamdı. Kendinde çağını aşmayı arzulayan türden bir adamdı. Nihat gen, Üçüncü kitabımın son sözü ise Askeri lisede iken hiç tanışmadan mektuplaşma şansı bulduğum Paul Auster.. Bir kaç top a4 kağıdını sadece onun gibi bir kaç paragraf yazabilmek adına geceler boyu uğraşıp çok çöpe atmışımdır ama onun kelimelerinin sınırlarlarına bir türlü yaklaşamamışımdır. Rahat uyu gönlü güzel adam… Bu kitabımda da son sözü eğer beni kırmaz kabul ederse ise Coşkun Karabulut hocam’a devreceğim. Onun kaleminin üstüne kalem kıpırdamayacak kadar güveniyorum kendisin edebiyatçılığına bakıldığında hale çiğ ve sığ olduğumun da farkındayım onun yanında az öte gidebilsem ne uzak mesafeler kat edebilmiş olacağım halbuki….
İzleyen sayfaları, daha doğrusu bu sayfaların büyük bir kısmını yazdığım sırada ormanda, herhangi bir komşudan bir km uzakta, Fethiye, Kayaköy’de bulunan Soğuk su koyunun ardındaki köye bakan tepelerin yamacında, kendi inşa ettiğim bir evde tek başıma yaşıyorum ve hayatımı sadece kendi el emeğimle kazanıyorum. Burada iki yıl ve yedi ay boyunca yaşadım. Şimdiyse uygar hayatın içinde yine bir misafir olarak bulunmayı düşlemiyor değilim.
. Kasabanın sakinleri, bazılarının münasebetsiz olarak nitelendireceği ama bana hiç de münasebetsiz gelmeyen, hatta koşullar göz önüne alındığında gayet doğal ve münasip gelen yaşam biçimim hakkında oldukça ayrıntılı sorular sormamış olsa maceralarımı okuyucularımın gözüne böylesine sokmazdım. Kimileri ne yediğimi, yalnız hissedip hissetmediğimi, korkup korkmadığını ve bunlara benzer başka sorular sordular. . Bu yüzden, bu kitapta bu sorulardan bazılarını cevaplamaya girişmem halinde şahsıma özel bir ilgi duymayan okurlarımın affına sığınırım. Çoğu kitapta "ben" yani birinci tekil şahıs bulunmaz, bu kitapta ise birinci tekil şahıs bulunacak; benlikçilik bakımından en önemli farklılık bu olacak. Genellikle bizler eninde sonunda konuşanın birinci tekil şahıs olduğunu unuturuz. Kendim kadar iyi tanıdığım başka biri olsaydı kendim hakkında bu kadar çok konuşmazdım. Maalesef, deneyimlerimin kısıtlılığından dolayı bu konuyla sınırlı kalıyorum. Dahası ben kendi adıma, her yazarın er ya da geç, sadece diğer insanların hayatları hakkında duymuş olduklarını değil, kendi hayatının basit ve samimi bir öyküsünü, uzaklardaki bir akrabasına yazacağı gibi bir öykü yazmasını beklerim; çünkü eğer bu yazar açık yüreklilikle yaşadıysa, kesinlikle benden çok uzak topraklarda bulunmuş olmalı. İnanıyorum ki hiç kimse üzerine uyan ve kendisine fayda sağlayan bu ceketin dikişlerini esnetmeyecektir.
Devamı ve kitabım ilk satırları nasipse haftaya sevgili okurlar.. Sevgiyle kalın,sağlıcakla kalın…