- Bölüm 1 Sahne 3 “Faytoncu”
“Doğrudan bar sahnesiyle açılır, düşünce arada gelir, örümcek ironesi ile kapanır.”
“Asla pes etmeyeceksin, değil mi?” dedi Hammurabi, puslu sesiyle, gözlerini kısarak. Karşısında duran adamın adı Ahmet'ti aslında, ama kasabada tanıyan herkes ona “Faytoncu Ahmet” derdi — meslek değil, artık bir sıfat gibi yapışmıştı üstüne. Bu barda zaten herkesin bir lakabı vardı; gerçek adıyla anılan pek kimse çıkmazdı buradan, sanki mekânın kendi koyduğu bir kuraldı bu.
Ahmet Abi iyi bir adamdı. Kalenderdi. Azı çoğu terazi ile ölçmenin beyhude olacağını bilecek kadar çok memleket dolanmış, pek çoğu gereksiz de olsa hayli insan tanımıştı. Bunu ne anasının eteği altına saklanarak, ne de babasının mirası ile yapmıştı. Bir kişi ve tek başına yapmıştı. Kimileri bunda övünülecek bir taraf yok diyerek yapılan yiğitliği, cesaret isteyen bu işi elbet küçümsemeye girişecek, kendince olur olmadık şakalar yapmaya kalkıp yine kendileri gülecektir.
Fethiye'den köy'e, bazen daha da ötesine, atının çektiği o eski faytonla taşıdığı yolcuları sayamazdı artık; ama her yolcudan bir hikâye almış, hiçbirini kendine mal etmemişti. Dışarıda, kapının hemen önünde, atı sabırla bekliyordu onu şimdi de — yıllardır aynı sadakatle.
Ahmet hafifçe gülümsedi yalnızca, boşalmak üzere olan bardağına baktı, sonra çevirdi sözünü Sülün'e: “Sen devam et. Nasılsa her defasında çevirecek bir dümen bulursun.. zor olmasa gerek, bu vasat zamanlarda oyun çevirmek de senin için.”
Sülün Mutlu yine içinde samimiyet barındırmayan, daha çok koyunla dost olmuş bir tilkinin kahkahasını attı. Bilirsiniz, tilkinin gücü koça yetmez; koyun ve kuzulardadır gözü, ancak onlara yeter… “Hele dur ihtiyar, sen de bizi hepten itin …ötüne sokup çıkardın ha….” “Sokarsam seni oradan çıkarmam, merak etme, haberin olur,” dedi bizim faytoncu, gerisin geri yaslanarak…
Bar bir an sessizliğe büründü. Sülün'ün o geveşek gevşek sırıtışı havada bir osuruk kokusu gibi asılı kalmıştı ama artık biraz daha zorlama duruyordu, bizim üfürükten adam Sülün Mutlu— hep olduğu gibi..
Hammurabi bardağını ovalamayı sürdürdü, gözünü kaldırmadan,kaşıyla Esir’i işaret etti…
“Efendilerinin baş gösterdiği bir organizasyon varsa eğer, onun içinde yer alabilmek adına ne çok taklalar atar böyleleri. İnanın çok beceri sahibi insanlar tanıdım, ama kapı kulluğunda bu kadar meziyetlisine pek denk gelmedim. Bir adamın hiç mi kendi fikri olmaz, hep başkalarının aklıyla mı yaşamaya çalışır, anlamak mümkün değil…”
Masa reziller masasıydı resmen…
Kurbağa Necmi,Sülün Mutlu,Esir, Tenekeden tekneci
Hammurabi,Faytoncu Ahmet’e kafasıyla Kurbağa Necmi’nin karşısında oturan,tenekeden tekneciyi işaret etti sözüne devam etmeden evvel…
Mesela şu adam, muhtar olan, ne yapıyor mesela: kadınların parasıyla geçiniyor. Hayır, bunu da namusluca yapmıyor. Umut tüccarlığı ile yapıyor, pek modern bir dolandırıcılık değil elbet. Kazanova veya Don Juan gibi takdir edilesi bir sanat eşliğinde yapmıyor bunu… Bir tekne almış ama amacı iş yapmak değil, rampadan para kazanmak. Bildiğin tezgâh kurarak; her kuşakta bir benzeri çıkan o ucuz kasaba dolandırıcılarının usulüyle Üsküdar’da ki Sansar Yasin misali….
Kazanova ya da Don Juan bu işi, para bakımından zengin olan genç kadınların kalbini çalarak, yani kendilerine âşık ederek yapıyorlar. Yaşlı turist kadınların eskortluğunu yaparak değil.. Riskleri, tehlikeleri göze alarak; şehir şehir, kent kent gezerek. Ve o kadar eğitimli, mizaç sahibi, yakışıklı; pokerin her türlüsünü centilmence oynayarak. Bu ise kahvede pişpirik oynuyor ağzını yayarak, dal daşş…ını kaşıyarak… …arak adam…. Bırak mizacı, bir duruşu bile yok hayata karşı; paranın nereden geldiğinin, miktarı karşısında hiçbir mühimiyeti kalmıyor onun için. Bu bildiğin merdiven altı dolandırıcısı.. Erkeğin o….su da, ne bileyim, ne kadar onurlu yaşayabilir hayatının kalan kısmında…
Tatlı Turan, “yine de bir meslek sayılmaz mı bunun yaptığı, her ne kadar kalibresi düşük olsa da…” dedi.
Kalanı haftaya nasipse sevgili okurlar sevgiyle kalın sağlıcakla kalın keyifli haftalar dilerim…
Not: Örümcek ironisine yer kalmadı..