Bölüm 1- Sahne-2
"Bu eserde anlatılan olaylar her ne kadar yaşanmış gerçekliklerden ilham alsa da; metin içinde geçen tüm isimler, karakterler, kurum ve kuruluşlar tamamen yazarın hayal ürünüdür. Gerçek hayattaki kişi, kurum veya olaylarla kurulabilecek herhangi bir benzerlik tamamen tesadüfidir."
________________________________________
Silik bir kişiydi şu "Esir" — nedendir bilinmez, hangi efendiye hizmet edeceğini bir türlü bilemedi. Kafası çocukluğundan beri karışıkmış, öyle derler. Bu haller ona sonradan gelmemiş, doğuştan alıkmış. Saçlarının daha kırklarına varmadan dökülmesi ise, içten içe kahrolan bir kimse olduğundan ziyade, madde düşkünlüğünden gelirmiş. Alkol de bu işin çabası olmuş; zaten olmayan aklı hepten gidince, zekâ bakımından birçok insanın gerisinde kalmış. "Yazık adamcağıza," diye söylenmeye devam etti karşı masadaki manav Hüsnü… Bu bir tespit miydi, yoksa mevcut durumun ta kendisi mi, tam olarak anlayamadı Hammurabi….
Barın kapısından 1. derece efendisi girdi içeri: koca göbekli, ameliyat edilse içinden bir koca insan daha çıkar cinsinden bir adam. “Kurbağa Necmi.” Bedavacılığa ve kolaycılığa o kadar alışmış ki, yemekleri yedikçe yemiş, yedikçe yemiş, ama dışarı çıkarmada bir türlü başarılı olamamış. Kadınlarda ve iş hayatında başarılı olamayan kimseler gibi siyasete özenmiş — halka hizmet etmek için değil, halkı koparmak için siyasetten daha iyi bir kılıf mı olur diyerek soyunmuş bu işe. Ama ondan daha kurnaz rakipleri bu hevesini kursağında bırakarak gerçekleştirmesine müsaade etmemişler; o da küçük kasaba kurnazlarının hâmisi olmaya karar vermiş. Nerede bir alavere dalavere iş varsa bundan sorulur olmuş; bir dümen çevirecek olan hemen onun yanında soluğu alırmış. Düşünce yapısının hiç gelişmemesinin sebebi, daima kendi etrafında dönen, tırnak içinde bir "sosyal" ortama sahip olmasıymış… Belediyede avanta peşinde koşan kim varsa bunlarla dolaşır, rüşvet vermez ama ufak tefek avantalara tamah eden tiplere işini hallettiriverirmiş — bir bakıma bu da oldukça düşük kalibreli kimselerin üstlenebileceği bir meziyetmiş, her helanın bir ayak yolu olması gibi, her köye de bir ayakçıda lazım olurmuş. Genelde böyle küçük taşra kasaba ve köylerinde bunlar da bu ayak işlerini hallettikçe kendilerini büyük adam sanır, işe yaradıklarını düşünürlermiş… Hâni, salsan köyünden az öteye, adam yerine koymazlar, üç gün yaşayamazlar etrafındaki bu pışpışlayıcıı asalaklar olmasa — ama gel gör ki, her koca kör cahil gibi, etrafındaki üç beş bok çuvalının "aslansın, kaplansın" demesiyle kendini dev aynasında görmeye başlar. Zaten böyleleri bayılır bu hallere; adamlıklarını, insanlıklarını sınayabilecekleri ortamlara adımlarını dahi atmaz, o ortamları kendince aşağılamaya, tiye almaya çalışırlar…
Tabii bizim sözde kurnaz Sülün Mutlu, parasız kalınca önce yabancı memleket gazetelerine, sonra da — Türkiye'ye gittiğinizde "yaşlı kadın turistlerin dolandırıcısı tenekeden tekneciden uzak durun" diye manşet olmuş — yaşlı kadın avcısı abisine koşmuş. "Ben böyle bir tezgâh kurdum," demiş. "Elin adamını iş vaadiyle kandırdım. Hazine arazisini de 'kendi malım, istediğin gibi kullan' diyerek çaktım. Düzmece bir kontrata imzalattım. Bitti gari, onun işi bize sadece soymak kaldı," diyerek iştahını kabartmaya çalışmış bizim kadın dolandırıcısı adamın… "Biz çokuz abey, o az; işimiz bitince bir hayt huyt yaparız, neyi var neyi yoksa harcattıktan sonra diğerleri gibi malına çöker, göndeririz, ne de olsa artık mühürde bizde kim karışabilir bizim işimize" demiş. "Zaten adam raporlu deli, bizim gibi akıllı hatta çok akıllı adamlarla nasıl baş etsin, mal," diyerek gazını vermiş. Yaşlı turist kadınları tokatlamanın daha kolay olduğunun bilincinde olan bizim muhtar,Sülün Mutlu’nun anlattığı gibi işin sandığı kadar kolay olmayacağını anlamış, ama bunu olayı da rakibi Kurbağa Necmi’ye de kaptırmak istememiş— kilo bakımından sıkletleri aynı olsa da, insanlık ve adamlık bakımından ikisinin de sıkleti yok denecek kadar azmış. "Zaten mühür bende, hallederiz; üç beş de yalan söylemekten çekinmeyen bayağı adam bulmakta ne var," diyerek kabul etmiş. Ne de olsa hırsızın tembeli önce babasından çalarmış sonra elden diyerek dalmış işe….
Tabii bizim Esir’in efendi sayıları çoğalmış, tam olarak kime nasıl hizmet edeceğini şaşırmış: bir Sülün Mutlu çağırıyormuş, koşa koşa gidiyor, elin kapısında it gibi uluyormuş; bir,kaypak muhtar adayı “Kurbağa Necmi” efendisi çağırıyormuş, hemen topukları kıçına vura vura onun yanına koşuyor, "buyur ağam" diye — kendisine de birkaç kırıntı efendilerinden düşer umuduyla, tak yapıştırıyormuş kendisine emredileni…Halbuki efendileri onun hakkında hiç de iyi şeyler düşünmüyor peşi sıra kendilerine pay biçmek için olur olmadık şeyler söylüyorlarmış.
Tenekeden tekneci mühürü şimdilik elinde bulunduran yaşlı kadın avcısı adam ise, mührün rakibinin eline geçmesini istemiyormuş; çünkü kendisinin devletin eski okulu üzerinde başarısız birkaç girişimi olmuş, hatta merkezdeki bir okul müdürünü burayı devletten kiralamasına engel olmak için ne hikâyeler yazmış durmuş — neredeyse orada bir gelin kendini asmış, orası hayaletliymiş diye bir de hayalet organizasyonu kuracakmış. Rakibi ise Arboğazı denen bir yere göz dikmiş: "Ah, mühürü bir alabilsem, ah bir alabilsem de şu Arboğazı'na ben de kapak atabilsem," diye. Böylelikle mühür peşinde bir o yana bir bu yana koşan bu iki dolandırıcı ekip, ne yapacağını bilemez hâlde dolanıp durur olmuşlar köy meydanında…
________________________________________
Şu an okuduğunuz bu tefrika, edebiyatımıza mütevazı da olsa bir yenilik getirme arayışının ürünü: klasik, tek taraflı tefrika geleneği yerine, teknolojinin nimetlerinden yararlanarak okurun e-posta yoluyla doğrudan katılımıyla kaleme alınan, ülke edebiyatımızda bir ilk olma iddiası taşıyan bir eser olmayı hedefliyoruz. İlk iki bölümün ardından gelen geri dönüşleriniz, hikâyenin rotasını çizen pusulamız oldu; bu eseri artık hep birlikte yazıyoruz, bana düşen yalnızca son hâlini kâğıda geçirmek. Bu pilot çalışmayı yalnızca yerel çevrenin değil, ulusal basın yayın kuruluşlarının da yakından takip ediyor olması, içimdeki umudu ve şevki bir kat daha büyütüyor. Emeğiniz için sonsuz teşekkürler.