Boşvermişlikle başlar her kayboluş…
Bir siyasi mahkûmlar vardır, bir de suç mahkûmları, aralarında ki çizgi belirsizdir. Dönemin erklerinin keyfine göre çizilir aralarındaki sınır. Ve hiçbir çağda bu kadar muallâk olmamıştı aradı sınır çizgisi…
Maalesef ki haksızlık ve sefalet çağında yaşıyoruz. Bu kadarda olmaz dediğimiz ne varsa full hd televizyonlarda izliyoruz.
Faillerimiz Hürriyet ve adaletin ardına sığınan siyasiler…
İnsaniyetin bütün kılıklarına girdiler…
Faillerimiz dün yargılanıyorlardı, bugün yasa koymaktalar.
Buna öfkelenmeyeceğim burada, bu yazımın amacı bu değil. Amacım, günün gerçeği, yani hukuksal olan adaletsizlikleri kabul etmek, ardından bu nedenleri sizinle paylaşmak. Bir bir birlikte incelemek. Çağımızı anlama çabası bu yazı…
Yirmi yıl içinde seksen milyon insanı tüketen,tutsak eden, ya da öldüren bir çağın yalnızca vicdanlarda yargılanması gerektiğini düşünmem.
Bir ülke zorbalık yönetimiyle idare olunuyorsa başka, bilgelik yönetimi ile başka, kurallar yönetimi ile yönetiliyorsa başkadır. Bizim ne ile yönetildiğimize sen karar ver sevgili okur. Zorbaların daha büyük bir ün uğruna kentleri yerle bir ettiği, insanları zindanlarda çürüttüğü, haksız kazançla zenginleşirken halkını fakirleştirdiği bir yönetim mi? Yoksa tevazu ile elinden gelenin en iyisi yapan bilgelerin yönettiği bir ülke mi? Yoksa sana-bana, ona-buna, herkese aynı muamele ettiği, kurallarla yönetilen bir ülke mi?. İşte buna sen karar ver sevgili okur.
Bizim işimiz bir insanı intikam almaya zorlamak değildir. Hep birlikte adaleti arzuladığımızı dillendirmektir. Çünkü adaletin olmadığı yerde kalabalık insanı uğradığı haksızlıktan kurtarmaz. İnsan gövdesinde ki tıkanmaların, kopuklukların ya da temassızlıklarının en tehlikeli hastalıklara yol açtığını biliyoruz. Ülkeler içinde bu durum böyledir. Bir ülkenin vatandaşlarına vereceği güven onlara vereceği korkudan daha etkilidir. Artık gereksiz insanlara/siyasilere mühim zamanımızı ayırma savurganlığından vazgeçmeliyiz. Aksi halde insan yaşamı kumarda öne sürülen paradan farksız kalır. Tek kullanımlık yaşamlarımızla kumar oynanmasına rıza göstermemeliyiz.
Neden mi?
Demokrasi bayrağı ardında tutsak kampları, özgürlük aşkı ya da muhafazakârlık eğilimleriyle haklı çıkarılan adaletsizlikler yargıyı işlemez duruma sokar. Çağımıza özgü bu tuhaf görüşle siyasiler suçsuzluk postuna büründü mü kendini haklı çıkaracak kılıfları yasaya uydur hale gelir. Adalet bir kez rayından çıktı mı önü alınabilir mi? durdurulabilir mi? İşte bunu kendimize sormamız lazım. Ama samimice çünkü insanın en büyük dalkavuğu kendisidir. Bu dalkavuktan kurtulmanın en iyi yolu da içtenliktir. İnsan içten olduğu zaman olayları karşısındaki ile ilişkisine göre değil, durumun gerektirdiği yönde düşünebilir. Çağımızda, önümüzde duran bu haksızlıklara boyun eğme acizliğinde mi bulunacağız. İşte tüm mesele buna karar verebilmekte. Bir şey yapabilirsek ancak yaşadığımız çağda, bizi çevreleyen insanlar arasında yapabiliriz. Bugün her haksızlık dönüp dolaşım, dolaylı ya da dolaysız bir şekilde adaletsizliğe çıktığına göre tavır almamız gerekip gerekmediğine gerekiyorsa niye gerektiğini, gerekmiyorsa niye gerekmediğini kendimize içtenlikle açıklayabilmeliyiz. O zaman açıklıkla göreceğimiz şey, olayların köküne inmek değil. İğdiş ederek kendimizi haklı çıkaracak sebepler bulmanın çok ötesinde bir durumla karışılacağız. Bu dünya da nasıl davranacağımızı öğrenmiş olacağız. Bulduğumuz hazineye bakarımsınız. Kim olduğumuzu tüm çıplaklığı ile göreceğiz o zaman. Gaddarlık çağında adaletin gereklerine uymak gerek. Adalet istemenizin mantıklı sebepleri varsa çağımızla uyum içindeyiz demektir. Ama yoksa bir çılgınlık içindeyizdir. Ne olursa olsun, çağın uğultuları içinde, korkuları içinde de olsak size sorduğum soruyu açıkla yanıtlamak zorundayız. "Biz nasıl yönetiliyoruz?" Sevgiyle kalın, sağlıcakla kalın, adaletle kalın. Siyasilerden uzak olun…