Psikolog  Saadet ELEVLİ

Yeterince İyi Ebeveyn Olmak

Psikolog Saadet ELEVLİ

Eskiden çocuk yetiştirmek daha çok bir hayatın doğal akışıydı. Bugün ise giderek bir “proje”ye dönüşüyor. Çocuğunun ne yediğinden kaç saat uyuduğuna, hangi okula gittiğinden kaç kursa katıldığına kadar her şeyi doğru yapmak isteyen anne babalar, bir yandan da sürekli kendilerine şu soruyu soruyor:

“Ben yeterince iyi bir anne baba mıyım?”

Aslında bu sorunun kendisi bile günümüz ebeveynliğinin ne kadar yorucu hale geldiğini gösteriyor.
Anne babalar artık yalnızca çocuklarını değil, kendi ebeveynliklerini de sürekli denetliyor. Çocuğu üzülmesin, başarısız olmasın, hata yapmasın, özgüveni kırılmasın diye hayatın bütün zorluklarını onun önünden kaldırmaya çalışıyorlar.
Oysa çocuk, serada yetişen bir çiçek değildir.
Serada rüzgâr yoktur, yağmur yoktur, fırtına yoktur. Her şey kontrol altındadır. Ama dışarı çıktığında kendi başına ayakta kalabilmesi için köklerinin güçlü olması gerekir.

Çocuklarımızı hayattaki bütün zorluklardan koruyamayız. Onları zorluklarla baş edebilecek şekilde yetiştirebiliriz.

Belki de anne babalığı bir “mühendislik” işi gibi görmekten vazgeçip biraz “bahçıvanlık” gibi düşünmeliyiz. Bahçıvan ağacı çekerek büyütmez. Ona ışık verir, su verir, toprağını besler ve büyümesine alan açar.
Günümüz ebeveynlerinin mükemmel olmaya çalışmasının bir başka nedeni de sürekli kıyaslama içinde olmamız. Sosyal medya bize başkalarının hayatının en güzel karelerini gösteriyor. Bir annenin çocuğuyla yaptığı etkinliği, başka bir ailenin mutlu sofrasını, başarılı bir çocuğun aldığı ödülü görüyoruz ve kendi hayatımıza bakıp “Ben neden bunları yapamıyorum?” diye düşünüyoruz.

Oysa başkasının vitriniyle kendi mutfağımızı kıyaslıyoruz.

Bir de kendi çocukluğumuzun izleri var. Bazı anne babalar çocuklarına yaşatmak istemedikleri şeyleri telafi etmeye çalışırken farkında olmadan aşırı koruyucu hale gelebiliyor. “Ben yalnız kaldım, çocuğum kalmasın”, “Ben çok eleştirildim, çocuğum hiç üzülmesin” derken çocuğun hayatındaki her güçlüğü ortadan kaldırmaya çalışabiliyorlar.
Fakat hayatın bütün yağmurlarını çocuğumuzdan uzak tutmak mümkün değil.
Bazen şemsiyeyi kapatmak gerekir.
Çocuğun başarısız olmasına, beklemeye, sıkılmaya, hayal kırıklığı yaşamaya, kendi sorunlarını çözmeye fırsat vermek gerekir. Çünkü çocuk, hayatın küçük yağmurlarında yürümeyi öğrenmeden büyük fırtınalarda nasıl ayakta kalacağını bilemez.

Burada karşımıza “yeterince iyi ebeveynlik” kavramı çıkıyor.

Yeterince iyi ebeveyn; hiç öfkelenmeyen, hiç hata yapmayan, çocuğunun bütün ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan ebeveyn değildir.
Çünkü böyle bir ebeveyn yoktur.
Bazen bağıracağız. Bazen yanlış anlayacağız. Bazen sabrımız tükenecek. Önemli olan hiç hata yapmamak değil, hata yaptığımızda ilişkiyi onarabilmek.
“Az önce sana bağırdım, doğru değildi.”
“Seni dinlemediğimi şimdi fark ettim.”
“Özür dilerim.”
Bir çocuğun hayatında bu cümlelerin değeri, kusursuz bir anne babadan çok daha büyük olabilir.
Çünkü çocuk böylece şunu öğrenir:
İlişkiler kırılabilir ama onarılabilir. Hata yapmak insan olmaktır.
Belki de çocuklarımıza navigasyon olmak yerine pusula olmayı öğrenmeliyiz. Onların bütün yollarını önceden çizmek yerine, kendi yollarını bulabilecekleri değerleri kazandırmalıyız.
Çünkü bir gün bizim yanımızda olmayacaklar.
Ama içlerinde taşıdıkları pusula onlarla kalacak.
Sonuçta çocuklarımızın ihtiyacı mükemmel anne babalar değil; güvenebilecekleri, hata yaptığında geri dönebilecekleri, duygularının görüldüğünü hissedebilecekleri gerçek anne babalar.
Belki de kendimize artık “Çocuğum için her şeyi doğru yapıyor muyum?” diye sormak yerine başka bir soru sormalıyız:
“Çocuğum benim yanımda kendisi olabiliyor mu?”
Çünkü iyi ebeveynlik, çocuğumuza kusursuz bir hayat sunmak değil;
kusursuz olmayan bir hayatın içinde kendi ayakları üzerinde durabileceği güçlü kökler kazandırmaktır.

Yazarın Diğer Yazıları