Psikolog  Saadet ELEVLİ

Depresyon: Ruhun 'Artık Beni de Gör' Çığlığı

Psikolog Saadet ELEVLİ

Depresyon, kişinin yıllardır susturduğu kendi sesine geliştirdiği bir isyandır.  
İnsan yıllar boyunca kendi hayatının öznesi gibi değil, başkalarının hayatında yardımcı oyuncu gibi yaşamayı öğrendiyse ve buna uyumlu olarak sürekli kendi isteklerini erteleyerek, kendi duygularını bastırarak yaşadıysa…
Herkesi görüp kendine kör olarak, herkesi duyup, kendine sağır olarak yaşadıysa, herkese yer açarken, kendine yer kalmadan yaladıysa, sürecin sonunda ruhun isyanı, depresyon kaçınılmazdır. 
Bir bahçe düşünün. Bahçıvan her gün bütün çiçekleri suluyor. Güllerle ilgileniyor. Laleleri buduyor. Menekşelere özen gösteriyor.
Ama yıllarca kendi ağacına hiç su vermiyor.Bir gün ağacın yaprakları sararmaya başlıyor. Dalları kuruyor. Meyve vermeyi kesiyor. 
İşte o noktada çoğu insan ağacı suçlar.
"Ne kadar güçsüz bir ağaç."
Oysa sorun ağacın zayıflığı değil. Yıllardır susuz bırakılmasıdır. 
Depresyon da çoğu zaman böyledir. İnsan kendini tembel, yetersiz veya başarısız sanır.
Oysa bazen yaşadığı şey bir eksiklik değil, yıllardır karşılanmamış ihtiyaçların birikmiş sonucudur.
Araştırmalar özellikle "kendini feda etme" eğiliminin uzun vadede depresyon ve tükenmişlikle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Şema terapi literatüründe buna "kendini feda etme şeması" adı verilir.
Bu kişiler başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koymaya alışmıştır.
Hayır demekte zorlanırlar. Sorumluluk üstlenirler. Herkesi mutlu etmeye çalışırlar.
Ama zamanla içlerinde görünmeyen bir borç birikir.
Çünkü ruhun da bir muhasebesi vardır.
Sürekli veren ama hiç alamayan taraf olmak, insanın iç dünyasında sessiz bir yoksulluk yaratır.
Belki de depresyonu sadece karanlık olarak görmek eksik bir bakış açısıdır.
Çünkü depresyon aynı zamanda kişinin kendine bir mesajıdır. Ruhun gönderdiği acil durum mektubudur. Yıllardır okunmamış bir mektup. Üzerinde tek bir cümle yazar:
"Ben de buradayım. Lütfen artık beni de gör, beni de işit, benim de ihtiyaçlarımı gider."
Çünkü çoğu depresif insanın hikâyesine yakından baktığınızda aynı temayı görürüz.
Herkes için güçlü olmak zorunda kalmışlardır.
Herkes için fedakârlık yapmışlardır.
Herkesin ihtiyaçlarını anlamışlardır.
Ama kendilerine sıra hiç gelmemiştir.
Yıllarca kendi içlerindeki çocuğu bekleme odasında bırakmışlardır.
Ve bir gün o çocuk artık kapıyı çalmayı bırakır. Ağlamayı bırakır. Koşmayı bırakır.
Sessizce yere oturur. İşte biz buna bazen depresyon diyoruz.
Eğer depresyonun bir dili olsaydı belki şöyle derdi:
"Yıllardır herkesi taşıyorum. Ama beni kim taşıyor?
Herkesi dinliyorum. Ama beni kim duyuyor?
Herkese yer açıyorum. Ama benim yerim nerede?
Artık yoruldum.
Artık tükendim.
Artık beni de gör."
Depresyon ciddi bir ruh sağlığı sorunudur ve profesyonel destek gerektirebilir. Ancak bazen iyileşme yolculuğu yalnızca semptomları azaltmakla başlamaz.
Kişinin kendine dönmesiyle başlar.
Kendi ihtiyaçlarını fark etmesiyle.
Kendi sınırlarını çizmesiyle.
Kendi sesini yeniden duymasıyla başlar.
Çünkü bazı insanlar depresyondan çıkarken yeni bir hayat kurmazlar.
Aslında ilk kez kendi hayatlarını kurarlar.
Bu açıdan yaklaştığımızda aslında depresyon, ruhun düşmanı değildir. Çoğu zaman ruhun son savunmasıdır.
Yıllardır ihmal edilmiş bir evin yanan ışığıdır.
Unutulmuş bir odadan gelen sestir.
Ve o sesin söylediği şey çoğu zaman şudur:
"Başkalarını görmekten vazgeçme.
Ama artık kendini de gör."
Çünkü insan yalnızca başkalarına verdiği hayatla yaşayamaz.
Bir ruh, eninde sonunda kendi payına düşen sevgiyi de ister.
Bu yüzden depresyon, aslında tam olarak o sevginin yokluğunda yükselen sessiz bir çığlıktır.

Yazarın Diğer Yazıları