İnsan zihni, devasa bir kütüphaneye benzer. Yaşadığımız her olay, hissettiğimiz her duygu ve kurduğumuz her ilişki bu kütüphanedeki raflara yerleştirilen kitaplar gibidir. Çoğu zaman bu süreç kusursuz işler; yaşanan olaylar anlamlandırılır, düzenlenir ve ait oldukları raflara kaldırılır. Ancak bazı anılar vardır ki raflarına yerleşemezler. Bir deprem gibi gelir, zihnin düzenini bozar ve olduğu yerde donup kalırlar.
İşte travma dediğimiz şey çoğu zaman budur: Geçmişte yaşanmış bir olayın geçmişte kalamaması, bu günü etkilemeye devam etmesidir.
EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing –Göz Hareketleriyle ve Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) terapisi, zihnin bu yarım kalmış düzenleme işini tamamlamasına yardımcı olan güçlü bir psikoterapi yaklaşımıdır.
Normal şartlarda yaşadığımız deneyimler beynin bilgi işleme sistemi tarafından değerlendirilir. Olayın ne olduğu, bize ne öğrettiği ve gelecekte nasıl kullanılacağı belirlenir.
Ancak kişi yoğun korku, çaresizlik, tehdit veya acı yaşadığında beyin bazen bu işlemi tamamlayamaz. Sanki bir bilgisayar, önemli bir dosyayı kaydederken aniden elektrik kesilmiş gibi... Dosya tamamen silinmez ama düzgün de kaydedilemez.
Bu nedenle kişi yıllar sonra bile belirli bir ses, koku, görüntü veya olayla karşılaştığında kendisini yeniden o travmanın içinde hissedebilir. Çünkü aslında sorun olayın kendisi değildir. Sorun, olayın sinir sisteminde hâlâ "şu an oluyormuş" gibi kayıtlı olmasıdır.
Travmatik anılar, zihnin içinde donmuş zaman kapsülleri gibidir. Dışarıdan bakıldığında kişi yetişkin bir bireydir; işine gider, arkadaşlarıyla konuşur, hayatını sürdürür.
Fakat bazı tetikleyiciler ortaya çıktığında zihnin derinliklerinde saklı duran o çocuk, o genç ya da o çaresiz insan yeniden ortaya çıkar.
Bir eleştiri duyduğunda değersiz hisseder.
Bir ayrılık yaşadığında terk edilmiş hisseder.
Bir başarısızlıkta kendini yetersiz hisseder.
Çünkü bugünkü olaylar geçmişte işlenememiş yaralara dokunmaktadır. EMDR'nin amacı bu yaraları silmek değildir. Amaç, onları geçmişe ait bir anı hâline getirmek ve kişinin şimdiki hayatını olumsuz etkilemesini engellemektir.
Nasıl ki kesilen bir deri kendini onarma kapasitesine sahipse, beynin de psikolojik yaraları iyileştirme kapasitesi vardır.
EMDR hakkında en yaygın yanlış anlamalardan biri, kişinin travmasını tekrar tekrar yaşadığı düşüncesidir.
Oysa EMDR'nin amacı kişiyi yeniden yaralamak değildir.
Düşünün ki yıllar önce yaşanmış bir fırtınada eviniz yıkılmış olsun. O günün ardından evin enkazı olduğu yerde bırakılmış. Her gün işe giderken o enkazın yanından geçiyorsunuz. Yıllar geçmiş olsa da görüntü hâlâ acı veriyor.
EMDR, sizi yeniden fırtınanın içine göndermek değildir.
EMDR, enkazın başına gidip taşları tek tek kaldırmak, ne olduğunu anlamak ve sonunda o alanı yeniden düzenlemektir.
Fırtına yaşanmıştır. Ama artık bitmiştir.
EMDR sırasında danışan travmatik anıyı hatırlarken terapist tarafından yönlendirilen çift yönlü uyarım uygulanır. Bu göz hareketleri, dokunsal uyarılar veya sesler şeklinde olabilir. Araştırmacılar bu sürecin beynin doğal bilgi işleme sistemini harekete geçirdiğini düşünmektedir.
Bazı bilim insanları bu mekanizmanın REM uykusuna benzediğini öne sürmektedir. REM uykusu sırasında gözler hızlı hareket eder ve gün boyunca yaşanan deneyimler işlenir. Sanki beyin gece vardiyasına çıkmış bir arşiv memuru gibi çalışır.
Dağınık dosyaları düzenler.
Eksik klasörleri tamamlar. Yanlış yere bırakılmış kayıtları ait oldukları yere taşır. EMDR, beynin bu doğal düzenleme mekanizmasını terapi odasında yeniden harekete geçtiği yerdir.
EMDR'nin en dikkat çekici yönlerinden biri anıları silmeye çalışmamasıdır.
Yaşananlar yaşanmıştır. Geçmiş değişmez. Fakat geçmişe baktığımız yer değişir.
Bir zamanlar kişiyi boğan anı, zamanla sadece hayat hikâyesinin bir parçası hâline gelir.
Danışanlar sıklıkla şu cümleleri kurarlar:
"Hatırlıyorum ama eskisi kadar acıtmıyor."
"Yaşandı ama artık içimde değil."
"Beni yönetmiyor."
Bu ifadeler aslında EMDR'nin özünü anlatır.
Çünkü iyileşmek unutmak değildir. İyileşmek, hatırladığında artık parçalanmamaktır.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey geçmişini silmek değil, geçmişinin artık bugünü yönetmediği bir özgürlüktür.
EMDR, tam da bu özgürlüğe giden yolların birini sunar.