Psikolog  Saadet ELEVLİ

Terapi: Yalnızlaşan Dünyanın Sessiz Limanı

Psikolog Saadet ELEVLİ

İnsan, tarih boyunca kalabalıkların içinde yaşadı. Bir ateşin etrafında toplanıp hikâyeler anlattı, tarlalarda birlikte çalıştı, sofralarda dertlerini paylaştı. Acı da ortak yaşanırdı, sevinç de. Bir insanın yükü ağırlaştığında omzuna dokunan bir el, zihni karıştığında yolunu aydınlatan bir ses mutlaka bulunurdu.
Bugün ise tuhaf bir çağın içindeyiz.
Hiç olmadığımız kadar kalabalık şehirlerde yaşıyor, hiç olmadığımız kadar çok insanla bağlantı kuruyoruz. Bir tuşla dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyor, yüzlerce insanın hayatına aynı gün içinde tanıklık edebiliyoruz. Ama bütün bu görünür yakınlığa rağmen iç dünyalarımızda giderek daha büyük mesafeler oluşuyor.
Modern insan, ışıkları yanan apartmanların içinde sessiz adalara dönüşüyor.
Dışarıdan bakıldığında her pencere bir hayatı temsil ediyor gibi görünse de, o pencerelerin ardında çoğu zaman anlatılamamış duygular, bastırılmış öfkeler, paylaşılmamış korkular ve duyulmamış hikâyeler bulunuyor. İnsanların en büyük yoksunluklarından biri artık ekmek ya da barınma değil; anlaşılmak, görülmek ve duyulmaktır.
Çünkü insan sadece konuşan bir varlık değildir; aynı zamanda anlaşılmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır.
Bir nehir düşünün. Su sürekli akıyorsa berraktır. Fakat akış durduğunda su bulanıklaşır, ağırlaşır ve zamanla kendi içinde kirlenmeye başlar. Duygular da böyledir. Konuşulamayan, ifade edilemeyen, anlamlandırılamayan duygular insanın içinde birikmeye başlar. Zamanla bu birikim kaygı, mutsuzluk, öfke, tükenmişlik ya da anlamsızlık hissi olarak karşımıza çıkar.
Terapi, işte tam da bu noktada insan ruhunun önündeki setleri kaldıran bir nehir yatağı gibidir.
Uzun yıllar boyunca terapi, yalnızca büyük sorunlar yaşayan insanların başvurduğu bir destek olarak görüldü. Oysa bugün geldiğimiz noktada terapiyi yalnızca kriz zamanlarında kullanılan bir araç olarak görmek, arabayı sadece bozulduğunda bakım yaptırmak gibi bir anlayıştır.
Nasıl ki bedenimiz hastalanmadan önce sağlığını korumaya ihtiyaç duyuyorsa, ruhumuz da aynı şekilde düzenli bakıma ihtiyaç duyar.
Kimse dişlerini yalnızca ağrı başladığında fırçalamaz. Kimse yalnızca hastalandığında yürüyüş yapmaz. Çünkü sağlıklı kalmanın yolu, sorun ortaya çıkmadan önce bakım vermekten geçer. Ruh sağlığı da bundan farklı değildir.
Terapi, hayatın yangınlarını söndürmek için bekleyen bir itfaiye değil; yangın çıkmasını önleyen bilinçli bir yaşam pratiğidir.
Çünkü insan hayatı yalnızca travmalardan, kayıplardan ya da krizlerden oluşmaz. Günlük yaşamın sıradan gibi görünen yükleri de zamanla ağırlaşabilir. İş stresi, ilişkilerde yaşanan belirsizlikler, ebeveynlik sorumlulukları, yalnızlık, geleceğe dair kaygılar, değişen yaşam koşulları ve modern dünyanın bitmeyen hızına yetişme çabası ruhun taşıdığı görünmez yüklerdir.
Günümüzde insanlar belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yalnız karar vermek zorunda kalıyor. Eskiden mahalle vardı, geniş aile vardı, kapısı çalınacak komşular vardı. Şimdi ise çoğu insan hayatının en önemli mücadelelerini telefon ekranlarının ışığında, sessiz odalarda tek başına vermeye çalışıyor.
Bu nedenle terapi artık bir lüks değil, modern yaşamın doğal ihtiyaçlarından biri hâline gelmiştir.
Terapi, insanın kendi iç sesini yeniden duyabilmesidir.
Çünkü çoğu zaman insanlar terapiye yeni bir şey öğrenmek için değil, aslında bildiklerini yeniden hatırlamak için gelirler. İçlerinde uzun zamandır susturdukları seslerle yeniden karşılaşırlar. Kendilerini yargılamadan anlatabilecekleri güvenli bir alan bulurlar. İlk kez gerçekten dinlendiklerini hissederler.
Ve bazen iyileşme, büyük değişimlerden değil; ilk kez anlaşılmış hissetmekten başlar.
Bir ağacın büyümesi için yalnızca güneşe değil, köklerinin derinlere uzanabileceği sağlıklı bir toprağa ihtiyacı vardır. İnsan da böyledir. Başarılar, hedefler, ilişkiler ve maddi kazanımlar ağacın dallarıysa; ruhsal iyilik hâli kökleridir. Kökleri güçlenmeyen bir ağacın dalları ne kadar büyürse büyüsün ilk fırtınada kırılabilir.
Terapi, insanın kökleriyle ilgilenmesidir.
Bu nedenle terapiyi yalnızca sorun çözme yöntemi olarak görmek eksik bir bakış açısıdır. Terapi; kendini tanımanın, duygularla sağlıklı ilişki kurmanın, ilişkileri güçlendirmenin, yaşamın anlamını keşfetmenin ve ruhsal dayanıklılığı artırmanın yollarından biridir.
Belki de bugün insanlığın en büyük ihtiyacı, daha fazla konuşmak değil; daha fazla duyulabilmektir.
Çünkü anlaşılmak, insan ruhunun en temel besinlerinden biridir.
Ve terapi, yalnızlaşan dünyanın ortasında, insanın kendisiyle yeniden buluşabildiği o sessiz limanlardan biridir. Sorun çıktığında sığınılan geçici bir durak değil; ruhun nefes aldığı, güç topladığı ve hayat yolculuğuna daha sağlam devam edebildiği bir yaşam alanıdır.
Tıpkı bedenimizin düzenli bakıma ihtiyaç duyması gibi, ruhumuzun da anlaşılmaya, ifade edilmeye ve görülmeye ihtiyacı vardır.
Çünkü insan yalnızca yaşadığı sürece değil, iyi yaşadığı sürece gerçekten var olur.

Yazarın Diğer Yazıları