Av. Tugay Tanrıverdi

AGRO TURİZMİN KURUMSAL İKTİSADI: ÜRETİM, HUKUK VE YEREL KALKINMA

Av. Tugay Tanrıverdi

Geçen hafta agro turizmin toprak koruma, imar ve turizm mevzuatı arasındaki hukuki konumunu 
incelemiş; uluslararası örneklerin yalnızca ne yaptığını değil, neden işlediğini araştırmak gerektiğini 
belirtmiştik. Bu hafta inceleme birimimiz tekil yatırım değil, yatırımı üretimle ilişkilendiren kurumsal 
düzendir. Temel savımız şudur: Agro turizmin kırsal kalkınma kapasitesi, konaklama arzının 
genişlemesinden çok, tarımsal üretim ile turistik değer arasındaki ilişkinin nasıl düzenlendiğine bağlıdır.

Bu yaklaşımın teorik dayanaklarından biri, OECD’nin tarımın “çok işlevliliği” üzerine geliştirdiği 
analitik çerçevedir. Tarımsal faaliyet, pazarlanabilir ürünlerle birlikte peyzajın biçimlenmesi, çevresel 
kaynakların yönetimi ve kırsal yaşamın devamlılığı gibi çıktılar da üretebilir. Bu çıktılar; müşterek 
üretim, dışsallık ve kamusal mal özellikleri üzerinden değerlendirilmelidir. Agro turizm, bu 
perspektiften, tarımsal üretime dışarıdan eklenen bağımsız bir hizmetten ziyade, üretimle bağlantılı 
deneyim ve kültürel bilginin ekonomik değer kazanabileceği bir faaliyet alanı olarak yorumlanabilir. 
Ancak çok işlevlilik, kendiliğinden sürdürülebilirlik anlamına gelmez; aynı üretim sistemi olumlu ve 
olumsuz dışsallıkları birlikte doğurabilir.

İtalya’daki hukuki düzenleme, bu ilişkinin kurumsallaştırılması bakımından önemlidir. 96/2006 sayılı 
Kanun’un 2. maddesi agriturismo faaliyetini tarımsal girişimcinin kendi işletmesi aracılığıyla yürüttüğü, 
tarım, ormancılık veya hayvancılıkla bağlantılı ağırlama faaliyeti olarak tanımlar. Kanun’un 4. 
maddesinin ikinci fıkrasında ise tarımsal faaliyetin baskınlığını koruyacak değerlendirme ölçütlerinin 
bölgeler ve özerk iller tarafından belirlenmesi öngörülür. Buradaki düzenleyici tercih, turizm faaliyetinin 
hukuki niteliğini bulunduğu manzaraya değil, tarımsal işletmeyle kurduğu işlevsel bağlantıya 
dayandırmaktır.

Bununla birlikte “İtalyan modeli”, ülkenin tamamına uygulanabilecek tek bir sayısal eşik şeklinde 
okunamaz. İtalyan Anayasa Mahkemesi, 339/2007 sayılı kararıyla bölgesel yasama yetkisini ihlal eden 
bazı ayrıntılı ulusal hükümleri iptal etmiştir. Bölgesel düzenlemenin somut örneği olan Toskana’nın 
30/2003 sayılı Kanunu’nun 6. maddesi, tarımsal faaliyetin esaslığını girişimcinin seçimine bağlı iki 
alternatif üzerinden değerlendirir: Tarıma ayrılan yıllık çalışma süresinin agriturizme ayrılan süreden 
fazla olması veya destekler dâhil yıllık pazarlanabilir brüt tarımsal üretim değerinin, aracılık bedeli 
düşülmüş agriturizm gelirini aşması. Bu koşullar birlikte değil, seçimlik olarak düzenlenmiştir. Böylece 
tarımsal bağlılık, soyut bir niyet beyanından ölçülebilir bir işletme niteliğine dönüştürülmektedir.

Fransa’daki Bienvenue à la ferme ağı ise üretici örgütlenmesini farklı bir düzlemde görünür kılar. Ziraat 
odaları tarafından oluşturulan ve koordine edilen sistem; doğrudan satış, kısa tedarik zincirleri, çiftlikte 
konaklama, gastronomi ve eğitsel faaliyetleri aynı ağ içerisinde buluşturur. Bölgesel danışmanlar, ağın 
şartnamelerine göre kabul süreçlerini yürütürken işletmelerin faaliyet çeşitlendirmesine ve tanıtımına da 
destek verir. Kurumsal iktisat açısından bu yapı, küçük üreticinin pazara erişim ve koordinasyon 
maliyetlerini azaltmaya yönelik bir mekanizma olarak okunabilir. Bununla birlikte örgütlenmenin varlığı, 
gelir artışının büyüklüğünü tek başına kanıtlamaz; ekonomik sonuç ayrıca ölçülmelidir.

Avusturya’daki Urlaub am Bauernhof örgütlenmesinde öne çıkan unsur ise karşılaştırılabilir kalite 
güvencesidir. Üye işletmeler, tesis olanakları, hizmetler ve çiftlik deneyimi bakımından 
standartlaştırılmış, düzenli kontrollere tabi tutulmakta; iki ile beş çiçek arasında sınıflandırılmaktadır. Bu 
sistemin analitik önemi, tüketicinin satın almadan önce bütünüyle gözlemleyemediği hizmet niteliği 
hakkında kurumsal bir sinyal üretmesidir. Ancak söz konusu sınıflandırma, kapsamı itibarıyla bir kalite 
değerlendirmesidir; kapsamlı ekolojik performans ölçümüyle özdeş kabul edilmemelidir. Hizmet 
kalitesinin doğrulanması ile çevresel sürdürülebilirliğin kanıtlanması farklı inceleme konularıdır.
Kurumsal modellerin vaatleri, ampirik bulgularla da sınanmalıdır. Barbieri’nin 2013 tarihli araştırması, 
ABD’de 2005 yılında 873 çiftlikten toplanan veriler üzerinden, agro turizm yapan işletmelerde diğer 
çeşitlendirilmiş tarımsal işletmelere kıyasla daha olumlu ekonomik performans ve kırsal mirasın 
korunmasına ilişkin göstergeler saptamıştır. Bununla birlikte örneklemin olasılıklı seçilmemesi, verilerin 
işletmeci beyanlarına dayanması ve faaliyetlerini çeşitlendirmemiş çiftliklerin karşılaştırmaya 
alınmaması, sonuçların genellenebilirliğini sınırlar. Araştırma, çevresel uygulamalarda gelişme ihtiyacına 
da işaret eder. Dolayısıyla bulgular, agro turizmin potansiyelini desteklemekle birlikte, her işletme ve 
coğrafyada aynı sonucu doğuracağını gösteren evrensel bir nedensellik kanıtı değildir.

Bu karşılaştırmadan çıkarılabilecek kurumsal tasarım önerisi; tarımsal bağlılığın doğrulanması, üreticinin 
örgütlü pazar erişimi ve hizmet niteliğinin denetlenmesini tamamlayıcı unsurlar olarak ele almaktır. 
Türkiye bakımından mesele, yabancı bir düzenlemenin biçimsel aktarımından ziyade, bu işlevlerin ulusal 
hukuk içerisinde karşılanmasıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 26–27. maddeleri sözleşme içeriğinin kanuni 
sınırlar içerisinde belirlenmesine imkân tanırken emredici hükümlere ve kamu düzenine aykırılığı 
sınırlar. Bu çerçevede üretici ile turizm işletmecisi arasındaki sözleşmelerde gelir paylaşımı, tarımsal 
faaliyetin devamlılığı, ürün izlenebilirliği, denetim ve ilişkinin sona ermesinin sonuçları açıkça 
düzenlenmesini önerdiğim başlıklardır. Bunlar, bütün agro turizm işletmeleri için mevcut yeknesak 
kanuni zorunluluklar olarak sunulmamalıdır.

Önerdiğim “Üreten Destinasyon Modeli”nin değerlendirilmesinde de brüt ciroyu tek başına başarı ölçütü 
kabul etmiyorum. Yerel üreticilere yapılan ödemelerin toplam satın almalara oranı, aile emeğinin 
maliyeti hesaba katıldıktan sonraki faaliyet sonucu, tarımsal üretimde kullanılan alanın devamlılığı ve 
kaynak tüketiminin seyri birlikte izlenmelidir. Bu, söz konusu göstergeleri mevcut bir sertifikasyon 
standardı olarak değil, araştırma ve politika değerlendirmesi için önerilen bir ölçüm çerçevesi olarak 
kullanmak demektir. Temel değerlendirme sorusu, turistik harcamanın büyüklüğünden önce, üreticinin 
ekonomik konumunda ve üretimin devamlılığında hangi değişimi meydana getirdiğidir.
Altıncı haftada başladığımız beş haftalık incelemenin üçüncü aşamasında ulaştığımız sonuç, ekonomik 
çeşitlenmenin ekolojik sürdürülebilirliğin yerine geçirilemeyeceğidir. Dokuzuncu haftada ekoturizmi; 
ekolojik taşıma kapasitesi, koruma finansmanı ve yerel katılım ekseninde inceleyeceğiz. Onuncu ve son 
haftada ise üretim, koruma ve turizm ilişkisini Kaş–Kalkan–Fethiye–Seydikemer hattı için 
bütünleştireceğiz. Böylece değerlendirmeyi, kırsalda turizmin genişlemesinden, kırsalın üretim ve 
ekosistem işlevlerini koruyarak ekonomik olarak süreklileşmesine taşıyacağız.

KAYNAKÇA

OECD (2001). Multifunctionality: Towards an Analytical Framework. OECD Publishing. DOI: 
10.1787/9789264192171-en.
Barbieri, C. (2013). “Assessing the sustainability of agritourism in the US: A comparison between 
agritourism and other farm entrepreneurial ventures.” Journal of Sustainable Tourism, 21(2), 
252–270. DOI: 10.1080/09669582.2012.685174.
İtalya, 20.02.2006 tarihli ve 96 sayılı Disciplina dell’agriturismo, m.2 ve m.4/2; Corte 
Costituzionale, 339/2007 sayılı karar, ECLI:IT:COST:2007:339; Regione Toscana, 23.06.2003 
tarihli ve 30 sayılı Bölgesel Kanun, güncel birleştirilmiş metin, m.6.
Chambres d’agriculture France, Bienvenue à la ferme: Notre réseau; Urlaub am Bauernhof 
Österreich, Quality Criteria. Kurumsal kaynaklar, erişim: 15.09.2026.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.26–27

Yazarın Diğer Yazıları