Av. Tugay Tanrıverdi

TURİZMİN TOPRAKLA YENİ SÖZLEŞMESİ: AGRO TURİZM

Av. Tugay Tanrıverdi

Geçtiğimiz beş hafta boyunca bu köşede turizmde güven kavramının peşinden gittik. Rezervasyonla 
başlayan ilişkinin dijital platformlara, seyahat acentalarına, konaklama işletmelerine, tüketici haklarına 
ve nihayet uyuşmazlığın çözümüne kadar uzanan yaşam döngüsünü ele aldık. Bütün bu başlıkların 
merkezinde aslında tek bir soru vardı: Turizmde güven nasıl kurulur?

Şimdi aynı soruya başka bir yerden bakmanın zamanı. Çünkü sürdürülebilir bir turizm düzeninde 
korunması gereken yalnızca turistin ödediği para veya yaptığı rezervasyon değildir. Turizmin üzerinde 
yükseldiği toprağın, üretimin, doğanın ve yerel ekonominin de korunması gerekir. Bu nedenle 
önümüzdeki beş hafta boyunca agro turizm ve eko turizmi; hukuk, ekonomi, konaklama ve dünyadaki 
uygulamalarıyla birlikte ele alacağız. İlk durağımız agro turizm.

Agro turizm benim için bu hafta karşılaştığım yeni bir kavram değil. Yeni nesil konaklama üzerine 
yaptığımız çalışmalarda üzerinde özellikle durmuş, sonrasında Türkiye'deki ve dünyadaki uygulamalarını 
incelemeye devam etmiştim. Geldiğim noktada ise agro turizmi yalnızca yeni bir tatil veya konaklama 
çeşidi olarak değil, özellikle kıyı bölgelerimiz açısından farklı bir kalkınma modeli olarak 
değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü agro turizm, tarım arazisine birkaç bungalov yerleştirmek, bahçeye havuz yapmak veya kırsal 
manzarayı bir konaklama tesisinin dekoruna dönüştürmek değildir. Gerçek agro turizmde tarım dekor 
değil, sistemin merkezidir. Toprak üretir; üretim deneyime dönüşür. Deneyim konaklamayı, konaklama 
gastronomiyi besler. Yerel ürün turistin sofrasına gelir, üreticinin hikâyesi turistik deneyimin bir parçası 
olur ve turistin yaptığı harcama yeniden bulunduğu bölgenin ekonomik döngüsüne katılır.

Benim üzerinde durduğum modelin başlangıç noktası da tam olarak burada: Toprak, üretim, deneyim, 
konaklama, gastronomi, doğrudan satış, yerel gelir ve yeniden üretim. Klasik bir turizm yatırımında ilk sorulardan biri genellikle “Buraya kaç oda yapılabilir?” oluyor. Oysa  agro turizm yatırımında ilk sorunun “Bu toprak ne üretiyor ve bu üretimin devamını turizm yoluyla nasıl  ekonomik olarak güçlendirebiliriz?” olması gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle Kaş, Kalkan, Fethiye ve Seydikemer gibi turizm talebiyle tarımsal alanların yan yana 
bulunduğu coğrafyalarda bu soru çok daha önemli. Çünkü turizmin ekonomik değeri yükseldikçe 
toprağın üretim değeri ile yapılaşma değeri arasındaki makas açılıyor. Bir noktadan sonra toprağın 
üzerinde ürün yetiştirmek yerine yapı üretmek daha kazançlı görülebiliyor. Bunun sonucu ise tarım 
arazileri üzerindeki yapılaşma baskısı, imar sorunları, ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılar ve yıllar sonra 
taşınmaz sahibinin karşısına çıkan ağır idari ve cezai sonuçlar olabiliyor.

Tam bu nedenle hukukçu kimliğimle agro turizm açısından baştan bir kırmızı çizgi koymak gerektiğini 
düşünüyorum: Agro turizm, imar hukukunun arkasından dolaşmanın yeni adı olamaz.
2026 yılında yapılan mevzuat değişiklikleri de devletin tarım arazileri ve kaçak yapılaşma konusunda 
giderek daha sert bir çizgi benimsediğini gösteriyor. 7584 sayılı Kanunla 5403 sayılı Toprak Koruma ve 
Arazi Kullanımı Kanunundaki yaptırımlar önemli ölçüde ağırlaştırıldı; tarım arazilerinin izinsiz yapı, 
kazı veya dolgu yoluyla bozulmasına metrekaresi üzerinden ciddi idari para cezaları ve arazinin yeniden 
eski haline getirilmesine kadar uzanan sonuçlar bağlandı. 7579 sayılı Kanunla 3194 sayılı İmar 
Kanununda yapılan değişikliklerde ise ruhsatsız yapılaşmaya yönelik denetimin tedarik zincirine kadar 
genişlediğini görüyoruz. Bunun yanında Türk Ceza Kanununun 184. maddesi, şartları oluştuğunda 
ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina yapmayı “imar kirliliğine neden olma” suçu kapsamında bir yıldan beş 
yıla kadar hapis yaptırımıyla karşı karşıya bırakıyor.

Dolayısıyla tarım arazisine hukuka aykırı bir yapı yapıp sonrasında tabelasını “agro turizm” olarak 
değiştirmek çözüm değildir. Benim savunduğum model bunun tam tersidir: Önce hukuka uygunluk, 
ardından üretim ve onun üzerine kurulan turizm geliri.

Üstelik Türk turizm mevzuatı kırsal turizme tamamen yabancı değil. Turizm Tesislerinin Niteliklerine 
İlişkin Yönetmeliğin 35. maddesi; çiftlik evi, köy evi, kır evi, yayla evi ve dağ evi gibi kırsal turizm 
tesislerini ayrıca düzenliyor. Yönetmeliğin kırsal hayatı deneyimlemeyi, yöresel yiyecekleri ve 
doğal-kültürel değerlerin korunmasını tesis anlayışının bir parçası olarak görmesi önemli. Aslında 
mevzuatın verdiği mesaj oldukça açık: Kırsalda turizm mümkündür; fakat kırsalı ortadan kaldırarak 
değil, onu yaşatarak.

Dünyada bu ilişkinin en güçlü örneklerinden biri İtalya. İtalya'nın 2006 tarihli Agriturismo Kanunu 
sistemi yalnızca konaklama üzerinden kurmuyor. Çiftçinin gelirinin çeşitlendirilmesi, kırsal nüfusun 
korunması, toprağın ve çevrenin devamlılığı, geleneksel kırsal yapıların ve yerel ürünlerin yaşatılması 
modelin amaçları arasında. Daha önemlisi, agriturismo faaliyetinin tarımsal işletmeyle bağlantısı 
korunuyor. Yani bir turizm işletmesinin dekoratif olarak tarımı kullanmasından değil, esasen tarımsal 
faaliyet yürüten işletmenin turizmi ek gelir ve değer üretme aracına dönüştürmesinden söz ediyoruz.
Bu yaklaşım artık küçük ölçekli bir alternatif turizm hareketi de değil. İtalya Ulusal İstatistik Enstitüsü 
ISTAT'ın Mart 2026'da yayımladığı 2024 verilerine göre ülkede 26.360 agriturismo işletmesi bulunuyor. 
Bu işletmeler yaklaşık 4,7 milyon ziyaretçi ağırlıyor ve ziyaretçilerin yüzde 54,8'ini yabancılar 
oluşturuyor. Sektörün ekonomik büyüklüğü ise yaklaşık 1,93 milyar avroya ulaşmış durumda. Bu 
rakamların bize anlattığı şey basit: Doğru hukuk, gerçek tarımsal üretim ve doğru turizm ürünü bir araya 
geldiğinde agro turizm romantik bir “köy tatili” olmaktan çıkıp başlı başına ekonomik bir sektöre 
dönüşebiliyor.

Uluslararası turizmin yönü de kırsalı yeniden keşfediyor. UN Tourism'in “Best Tourism Villages” 
programında doğal ve kültürel kaynakların korunması, ekonomik sürdürülebilirlik, yerel toplumun 
turizmden aldığı pay ve kırsal yaşamın devamlılığı temel değerlendirme alanları arasında. Türkiye'nin de 
Mustafapaşa, Taraklı, Birgi, Şirince ve Ormana gibi yerleşimlerle bu uluslararası ağ içinde temsil 
edilmesi, elimizde aslında önemli bir başlangıç bulunduğunu gösteriyor.

Türkiye'de işletme ölçeğinde de farklı örnekler oluşuyor. Urla'daki KeyUrla'nın tarım, bağ, gastronomi ve 
konaklamayı aynı deneyim içinde buluşturması veya Fethiye Yanıklar'daki Pastoral Vadi'nin ekolojik 
tarım ile kırsal konaklamayı birlikte ele alması bunun mümkün olduğunu gösteren örneklerden yalnızca 
bazıları. Ancak benim üzerinde durduğum mesele tek tek başarılı tesisler kurulmasından daha büyük.
Kaş'tan Kalkan'a, Fethiye'den Seydikemer'e uzanan coğrafyada bir tarafta uluslararası ölçekte güçlü bir 
turizm talebi, birkaç kilometre içeride ise zeytin, arıcılık, narenciye, seracılık, hayvancılık, yöresel 
gastronomi ve kırsal yaşam var. Dolayısıyla sorun yalnızca daha fazla turist getirmek değil; zaten gelen 
turistin yarattığı ekonomik değeri daha geniş bir coğrafyaya yayabilmek.

Fethiye'de yedi gün kalan bir turistin bir gününü üreticinin yanında geçirmesi, hasada katılması, yerel 
ürünün nasıl üretildiğini görmesi, ürünü üretildiği yerde tüketmesi ve doğrudan üreticiden satın alması 
bile turizm gelirinin yolculuğunu değiştirir. Böyle bir model üreticiye de başka bir seçenek sunar: 
Toprağın değerini artırmak için onu yapılaştırmak zorunda değilsin; üretmeye devam ederek de turizm 
gelirinden pay alabilirsin.

Ben bunun daha geniş ölçekte bir “Üreten Destinasyon Modeli”ne dönüşebileceğini düşünüyorum. 
Tarımsal üretimi merkeze alan, yapılaşmayı hukukun izin verdiği sınırlar içinde tutan, konaklamayı 
üretimin önüne geçirmeyen, gastronomiyi yerel ürüne bağlayan ve turizm gelirini üreticiyle buluşturan 
bir destinasyon modeli...
Önümüzdeki haftalarda bu fikri adım adım açacağız. Agro turizmin hukuk mimarisini, Türkiye ve 
dünyadaki başarılı uygulamaları, yatırım ve gelir modellerini inceleyecek; ardından agro turizmle sıklıkla 
karıştırılan eko turizme geçeceğiz. Beş haftanın sonunda ise bütün bu parçaları özellikle 
Kaş-Kalkan-Fethiye-Seydikemer hattı üzerinden yeniden bir araya getireceğiz.
Çünkü mesele kırsala daha fazla oda yapmak değil; kırsalda üretmeye devam edebilmenin yeni ekonomik  yollarını bulmaktır. Ve agro turizmin başarısını belki de tek bir soruyla ölçmek gerekir: Turist gittikten sonra o toprak hala üretiyor mu?

Kaynakça: 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve 7584 sayılı Kanun; 3194 sayılı 
İmar Kanunu ve 7579 sayılı Kanun; 5237 sayılı TCK m.184; Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin 
Yönetmelik m.35. İtalya 20.02.2006 tarihli 96 sayılı Agriturismo Kanunu; ISTAT, Le Aziende 
Agrituristiche in Italia - Anno 2024, 9 Mart 2026; UN Tourism, Best Tourism Villages; KeyUrla ve 
Pastoral Vadi kurumsal kaynakları

Yazarın Diğer Yazıları