Afi Can

Tam Gaz, Doğalgaza…

Afi Can

Kayaköy’de bu hafta rüzgar yine sert. Kuzeyden vuruyor, taş evlerin arasından geçerken uğultu değil, neredeyse bir sürtünme sesi çıkarıyor. Hava serin ama keskin değil; insanı üşütmüyor, içten içe huzursuz ediyor. Akşam erken çöküyor. Gökyüzü açık ama yıldızlar sanki isteksiz. Bu köyde her şey biraz yarım, biraz kırık.

“Hammurabi’nin Yeri” her zamanki gibi loş. Ahşap masalar yorgun, bardaklar çizik. İçeride ağır bir tütün kokusu var. Rakı, nem ve eski muhabbetlerin tortusu birbirine karışmış. Ben köşedeki masadayım. Defter açık. Yazmak için değil, olup biteni kaçırmamak için tutuyorum.

Hammurabi barın arkasında. Az konuşur, çok bakar. İnsanların ne dediğinden çok neyi sakladığıyla ilgilenir. O yüzden çoğu kişi burada rahat edemez.

Kapı açılıyor. İçeri bu haftanın misafirleri giriyor. Kıyafetlerinden, konuşma tarzlarından belli: bunlar inşaat işiyle uğraşan, yeni tip yatırımcılar. Eski müteahhitler gibi değiller; daha “modern” görünüyorlar ama söyledikleri şeyler aynı. Oturur oturmaz konuya giriyorlar.

“Fethiye’ye doğalgaz geliyormuş.”

Bunu söylerken yüzlerinde bir başarı ifadesi var. Sanki bu gelişmenin mimarı kendileri. Ardından klasik cümleler geliyor: bölge değerlenir, yaşam kalitesi artar, yatırımlar hızlanır. Ezberlenmiş bir metin gibi konuşuyorlar. Aynı cümleleri Türkiye’nin başka yerlerinde de kurduklarına eminim.

Ben dinliyorum. Not alıyorum. Ama söylediklerini değil, söylemediklerini.

Doğalgaz meselesi teknik bir konu gibi sunuluyor. Isınma kolaylaşacak, maliyetler düşecek, daha temiz bir enerji kullanılacak. Bunlar doğru. Ama eksik. Çünkü mesele sadece ısınmak değil.

Bu tür altyapı yatırımları, tek başına gelmez. Arkasından bir yaşam biçimi gelir. Doğalgaz, sadece boru hattı değildir; beraberinde alışkanlıkları, beklentileri ve hatta insan profilini değiştirir. Bir yerde doğalgaz varsa, orada apartmanlaşma hızlanır. Eski evler dönüşür. Yeni projeler başlar. “Konfor” adı altında standartlaşma gelir.

Hammurabi o sırada bardak siliyor. Muhabbete doğrudan girmiyor ama dinlediği belli. Müteahhitlerden biri bana dönüp fikrimi soruyor. Kısa cevap veriyorum: “Isınmak kolaylaşır ama yaşamın kendisi aynı oranda iyileşmez.”

Bu cümle onlara yeterince “pozitif” gelmiyor. Hemen itiraz geliyor. “Bu gelişim, medeniyet” diyorlar. Eski yöntemlerle yaşamanın geri kalmışlık olduğunu ima ediyorlar.

Burada temel bir karışıklık var. Konfor ile yaşam kalitesi aynı şey değil. İnsanlar daha az zahmetle ısınabilir, daha düzenli faturalar ödeyebilir. Ama bu, yaşadıkları yerle kurdukları ilişkinin güçlendiği anlamına gelmez. Aksine, çoğu zaman zayıflar. Çünkü zahmet ortadan kalktıkça, bağ da zayıflar.

Eskiden burada soba yakılırdı. Bu sadece bir ısınma yöntemi değildi. Günün ritmini belirleyen bir şeydi. Şimdi düğmeye basıp ısınacaksın. Kolay. Ama o kolaylıkla birlikte birçok küçük detay da kaybolacak. Bu detaylar önemsiz gibi görünür ama aslında bir yerin karakterini oluşturan şeylerdir.

Müteahhitler konuyu hızla projelere getiriyor. Yeni siteler, modern konutlar, “doğalgaz altyapılı yaşam alanları.” Bu ifadeler tanıdık. Türkiye’nin birçok yerinde aynı süreç yaşandı. Önce altyapı gelir, sonra inşaat, ardından yoğunluk. En sonunda da o yerin eski kimliği yavaş yavaş silinir.

Ben onlara basit bir soru soruyorum: “İnsanlar neden Fethiye’ye geliyor?” Cevap veremiyorlar. Çünkü onların perspektifinde bu sorunun bir karşılığı yok. Onlar için önemli olan talep ve arz.

Oysa buraya gelen insanların önemli bir kısmı kaçmak için geliyor. Büyük şehirden, kalabalıktan, gürültüden. Daha yavaş, daha sade bir hayat arıyorlar. Doğalgaz tek başına bu arayışı bozmaz belki ama beraberinde getirdiği dönüşüm bunu yapar.

Gece ilerledikçe konuşmalar yüzeyselleşiyor. Rakamlar, projeler, kârlılık hesapları. Mekanın ruhuyla hiçbir bağ kurmayan bir dil. Hammurabi bir noktada kısa bir cümle kuruyor: “Rahatlık artınca insanın derdi azalmaz, sadece şekil değiştirir.” Kimse üzerine konuşmuyor ama cümle masada kalıyor.

Müteahhitler bir süre sonra kalkıyor. Giderken bile pazarlık refleksi devam ediyor. Kapı kapanınca içerideki sessizlik geri geliyor ama biraz değişmiş. Sanki dışarıdan bir şey içeri sızmış gibi.

Ben deftere son notları düşüyorum. Doğalgaz meselesi ne tamamen iyi ne tamamen kötü. Ama masum da değil. Bu tür değişimler her zaman bir bedel getirir. Soru şu: Bu bedeli kim ödeyecek ve ne kaybedilecek?

Kayaköy gibi yerlerde mesele sadece ısınmak değil. Mesele, o yerin ne olarak kalacağı. Eğer her şey sadece konfor üzerinden tanımlanırsa, geriye çok az şey kalır.

Fethiye ısınacak, evet. Ama o ısınma, bazı şeyleri de yavaş yavaş soğutacak.

Sevgiyle kalın,sağlıcakla kalın… imar sorununu çözmeden altyapı yatırımları yapmakta ne bileyim pek akıllı işi gelmiyor bana…. 

Yazarın Diğer Yazıları