Afi Can

Ölüm ve Mezarlık

Afi Can

Merhabalar sevgili okurlarım bu hafta “ölüm ve mezarlık” ilişkisini ele almak istedim. Corona
vakalarının ölüm sayıları aylardır 200’ün altına düşmüyor, günlük 200 can bu dünyadan
habersizse aramızdan göçüp gidiyor.
Peki artık cansız birer beden olan yakınlarımızı ne yapıyoruz.
Elbette ki şehirlerin dışına kurduğumuz mezarlıklara defnediyoruz. Ve böylece yaşayanların
dünyası ile ölülerin dünyası arasına da mesafe koymuş oluyoruz. Olabildiğince onları
gözlerden uzaklaştırıyoruz. Ölüleri bir daha öldürüyoruz.
Mezarlık ziyaretlerinin azaldığının herkes farkındadır. Artık kimse bayramlar dışında
yakınlarını ziyarete mezarlığa gitmiyor. Bunun manevi sonuçları olduğu kadar toplumsalda
sonuçları olması kaçınılmaz. bu konuları kitaplarımda etraflıca işliyorum. burada yerimiz
kısıtlı olduğu için deneme şeklinde kaleme almak istedim. Keyifli okumalar dilerim.
Ölüm ( Deneme)
Yabancı bir memleketi fetih etti diye övündüğümüz Yavuz’un hükümdarlığı sekiz yıl
sürmedi mi? Kırk dokuz yaşında vefat etmedi mi?
Dünyanın dörtte üçünü ele geçiren İskender 33 yaşında ölmedi mi?
Hristiyanların manevi lideri Hz. İsa aynı yaşta yaşamla bağlarını koparmadı mı?
Müslümanların peygamberi Hz. Muhammed 63 yaşında göçmedi mi sonsuzluğa...
Veyahut yükseklik korkusu olan Kemal Sunal’ı hatırla, bir uçakta kalp krizinden oturduğu
yerde hayata gözlerini kapamadı mı ?
Bizden öncekilerin tamamı, ya hazlarının peşinden koşarken veyahut korkuları onları
kovalarken elveda demek zorunda kalmadı mı?
Yaşamayı isteyen biz ölüme neden bu kadar isteksiz, gönülsüzüz. Zorla itildiğimiz bir
çukurmuş gibi bakışımız neden mezara? Ölüm yokmuş gibi davranınca onu ötelediğimizi
neden zannediyoruz. Niçin birbirimize böbürlenişimiz, niçin birbirimizi aşağı ya da hor
görüşümüz, niçin birbirimizden bu kadar farklı olduğumuzu düşünüşümüz.
Yeryüzünü serinlikleri ile kaplayan tüm sular okyanusa dökülmez mi?
Orada birbirine karışmaz mı?
Yoksa Nil’den dökülen suyun, bizim burada akan dereden farkı nedir?
İkisi de okyanusa doğru akmıyor mu?
Bir kavuşma telaşıyla önümüzden akıp geçmiyor mu?
Öyle ise bir çok önemli iş başarmış kimseden daha fazla yaşamış olan bizler ne için
hayıflanıp duruyoruz. Olması gerekenden daha uzun yaşamış olan bizler neden halen
ölüm için erken olduğunu düşününürüz.
Görmüyor muyuz? Bizim yaşımıza gelemeden ölenlerin sayısı bizim yaşımızı
geçenlerden daha fazladır. Niçin ölümün bakmamız için kucağımıza bıraktığı can adına
kaygılanışımız, onu geri vermek istemeyişimiz neden? Ödünç olanı sahiplenme
arzusunu kışkırtan ne? Yaşama arzusu mu? Yoksa kaybolup gitme korkusu mu?
Şimdi daha iyi anlıyorum, eskilerin mezarları, camilerin, kiliselerin hemen yanı başına
inşaa edişlerini, sevdikleri ile aralarında ki bağların gevşememesi için değil, ölümü her
an yanlarında taşıyabilmek için, yaşamın tutsağı olmamak için... Ne güzel erdemleri
kaçıyor modern dünya bizden, şehrin en ırak yerlerine inşaa ediyorlar mezarlıkları,
olabildiğince gözden kaçırıyorlar, sanki ölümü bizden kaçırmak ister gibi.. Herkese keyifli
hafta sonları dilerim. Sevgiyle kalın, sağlıcakla kalın. Kimsenin dilini de koparmayın.
Bizler işid zihniyetine sahip değiliz. İnsanı yaşatmalıyız.Güzellikler sizinle olsun…

Yazarın Diğer Yazıları