Hayatım boyunca yüksek perdeden okunan şiirlere özendim.
Kısık sesle okunan şiirler, sağır olmuş yüreğime bir türlü erişemediler. Çünkü gençliğin alevleri içerisinde kavruluyordu benim için dünya, hiç bir şey lav olmuş benliğime, arzularla dolup taşan ruhuma çare olamazdı o hengamede... Ama sonra, kitapların arasında gezinirken, yüreğim bir söz işitti. Öyle kısıktı ki bu ses, bir serçe mırıldanmasını andırıyordu. Duymak için insanın yüreğinin kulak kesilmesi gerekiyordu. O gün, yüreğime mırıldanan bu mısraların beni sonsuza kadar değiştireceğini anlamıştım.
“Bir namazlık saltanatın olacak, taht misali, şu musalla taşında...”
Ruhun şad olsun üstad...
Bir adam kendi yaşamının otopsisini yapabilir mi, demeyin dostlar. Bazıları titreyen elleri, ılık ılık akan gözyaşları ile cesurca yapabilir bunu...
Cahit Sıtkı Tarancı, bana edebiyatı sevdiren adam, o tatlı dilli, güler yüzlü adam, elindeki neşteri, yüzüne yerleştirdiği acı tebessümüyle hepimiz adına vurur kendi yaşamına, yarar ortadan ikiye ve çıkartır ne varsa onu öldüren bu dünyada...
Anlatır, yaşamın her safhasında bizleri bekleyen akıbeti, ince ince, nahif nahif, ürkütmeden.
Bu kadar kaba yaratılmış bir bedene, fazla ağır gelir, onun hassas olan biricik ruhu...
Bünyesi kaldırmaz çoğu zaman, dünyada insanın insana ettiği kadar insanın kendine ettiğini de....
Merhameti ondan öğrendim. Aldatmacasız olanını, hakiki olanını... Birçoğumuzunkinin aksine onun merhameti işi acıma noktasında bırakmaz. Karşısındakinin acısını paylaşma noktasına kadar götürür, onunla dertlenir, onunla içerler, çare arar, bulamazsa oturup çaresizin yanına onunla ılık ılık ağlar. Böyle bir ruha sahip adam, nasıl olur da böylesine sarsıcı bir dünyada yaşar? Elbette acılar ve keder içinde harap olarak yaşayabilir. Birçoğu kendine ait olmayan acıların içerisinde kaybolup gider. Acıların en tatlısı, en asili, başkalarının acısıyla yaşar hayatı boyunca...
O da birçoğumuz gibi kenara para yığma konusunda oldukça beceriksizdir. Güç iş olduğu kadar gereksizdir de parayla bu kadar haşır neşir olmak.. İnsanın bu dünyada daha iyi vazifeleri olduğuna inanır.. Bilir, anlatır, gösterir ve kırk üç yaşında onun kartal yürekli serçe bedeni felce yenik düşer... Ama mırıldanmaları dilden dile dolanır, “Gök kubbede bir Cahit Sıtkı Tarancı yaşadı.” dedirtir.