İç Mimar Cansel Yavuz

İÇ MİMAR OLMAK İSTEYENLERE

İç Mimar Cansel Yavuz

İç mimarlık denince çoğu kişinin aklına estetik ve şık mekânlar geliyor. Kusursuz bir salon, doğru seçilmiş mobilyalar, şık bir mutfak, etkili bir aydınlatma…
Oysa iç mimarlık, dışarıdan görünen bu vitrinin çok daha ötesinde bir meslek.
Yıllardır bu sektörün içindeyim. Zaman zaman gençler yanıma gelip, “İç mimarlık okumak istiyorum, sizce doğru bir tercih mi?” diye soruyorlar. Açıkçası bu soruya herkes için geçerli tek bir yanıt vermek mümkün değil. Çünkü önce mesleğin dışarıdan parıldayan tarafıyla, şantiyede ve çalışma masasının başında yaşanan gerçekliği birbirinden ayırmak gerekiyor.
Özellikle üniversite tercih dönemlerinde iç mimarlık denildiğinde karşımıza çoğunlukla etkileyici görseller, güzel projeler ve kusursuz mekânlar çıkıyor. Bunlar elbette işin bir parçası. Ancak kesinlikle tamamı değil.
Bir iç mimarın görevi, bir mekânın yalnızca nasıl görüneceğine karar vermekle bitmez. O mekânın kim tarafından ve nasıl kullanılacağını, hangi ihtiyaca cevap vereceğini, malzemenin nerede ve nasıl performans göstereceğini, detayların ve ölçülerin birbiriyle nasıl ilişkileneceğini de düşünmek zorundasınız.
Bazen dergilerde çok güzel görünen bir fikir, günlük yaşamda tam bir konforsuzluğa dönüşebilir. Bazen de ilk bakışta sıradan görünen teknik bir karar, o mekânı gerçekten yaşanabilir kılan en önemli unsur olabilir.
İşin bir de masa arkasındaki ve sahadaki gerçekliği var.
Çizimler, bilgisayar başında geçirilen uzun saatler ve sunumlar işin yalnızca bir bölümü. Sonrasında şantiye başlıyor. Ustalarla konuşuyorsunuz, malzeme değişiyor, ölçü tutmuyor, beklenmeyen bir sorun çıkıyor, bütçe değişiyor. Kâğıt üzerinde çok doğru görünen bir kararın uygulamada bambaşka bir karşılığı olabiliyor.
İşte tam o noktada anlıyorsunuz ki iç mimarlık sadece “çizmekten” ibaret değil.
Bu meslek; belirsizlikler ve değişkenler içinde doğru kararı verebilme, problemi zamanında fark edebilme ve karşılaştığınız soruna uygulanabilir bir çözüm üretebilme sanatıdır.
Bu yüzden bu mesleği seçmeyi düşünen bir gencin kendisine yalnızca “Güzel mekânlar tasarlamayı seviyor muyum?” diye sormasını yeterli bulmuyorum.
Asıl sormanız gereken sorular bence şunlar:
•    Detaylarla saatlerce uğraşacak sabrım var mı?
•    Merak edip araştırmaktan gerçekten keyif alıyor muyum?
•    Farklı insanlarla sağlıklı iletişim kurabiliyor muyum?
•    İşler yolunda gitmediğinde sakin kalıp çözüm üretebiliyor muyum?

Çünkü bu meslekte yalnızca estetik bir göz yetmez.
İç mimarlık; mekânı okumayı, insan ihtiyacını kavramayı, doğru teknik kararları bir araya getirmeyi ve bütün bunları uygulanabilir bir sonuca dönüştürmeyi gerektirir.
Zaman geçtikçe benim de mesleğe bakışım değişti. Başlangıçta görünen estetiği çok daha fazla önemserken, yıllar içinde bir mekânı asıl değerli kılanın çoğu zaman gözle görünmeyen detaylar ve çözümler olduğunu öğrendim.
Bir mekânı güzel yapan şey, yalnızca ilk bakışta yarattığı etki değildir. O mekânın içinde yaşayan kişinin kendini rahat hissetmesi, ihtiyaçlarının doğru karşılanması, kullanılan malzemelerin amacına uygun olması ve bütün bu unsurların birbiriyle uyum içinde çalışmasıdır.
İç mimarlık okumayı düşünen gençlere söyleyeceğim en temel şey şu olurdu:
Bu mesleği sadece ortaya çıkan güzel sonuç için sevmeyin. O güzel sonucun arkasındaki düşünme, araştırma, mücadele ve çözüm üretme sürecini de sevin.
Çünkü gerçek meslek, görüntünün bittiği yerde başlıyor.
Peki, iç mimarlık okumaya karar verdiniz diyelim…
Üniversite yıllarında sizi neler bekliyor ve kendinizi geleceğe nasıl hazırlamalısınız?
Bir sonraki yazımda tam da buradan devam edeceğiz. Çünkü diploma elbette çok değerli bir anahtardır; ancak o kapıdan içeri girip ilerlemek için yalnızca diploma yeterli olmayacak.

Yazarın Diğer Yazıları