ATİLLA DUYAR

BİZ UKRAYNA İLE UĞRAŞIRKEN YENİ BİR KRİZ MERKEZİ RUSYANIN KAŞIMASI İLE OLUŞTURULUYOR.

ATİLLA DUYAR

Şu  anda  Avrupa’da yaşanan tek kriz Rusya ve Ukrayna arasındaki  savaş değildir. Bosna-Hersek’te de siyasetin temelleri sarsılıyor ve ekim 2022 de  yapılacak seçimler büyük öneme sahip. Fakat ayrılıklar  o denli  su  yüzüne  çıktı ki ; BOYKOT  BİLE  GELEBİLİR.
 Bosna’da işler uzun süredir çalkantılı. On dokuzuncu ve yirminci yüzyıllar boyunca peşi sıra krizler yaşandı. Ülke Birinci Dünya Savaşı’na giden süreçte de belirleyici rol oynadı. Yirminci yüzyılın sonlarına doğru Yugoslavya’nın dağılmasıyla Bosnalı Müslümanlar, Sırplar ve Hırvatlar arasında kanlı bir savaş yaşandı.

1995 yılında yaşanan ünlü Dayton Anlaşması ile ateşkes sağladı. Savaşta (soykırım niteliğindeki Srebrenitsa Katliamı dahil) 100 bin kişi hayatını kaybetmiş ve milyonlarca insan evini terk etmek zorunda kalmıştı. Bu savaş da  bir  dönem  Türkiye’nin kıdemli  Türk  kurmay  subaylığını icra  etmiş bir kişi  olarak durumun  yine  pek  iç  açıcı  olmadığını belirtmek  isterim.

DAYTON  anlaşmasında ki  esas  amaç ; ateşkes sonrasında ‘işlevsel bir devlet’ inşa etmekti. Fakat ülkenin işleyen tek kurumları, birbiriyle çatışan üç tarafın ordularıydı (Boşnaklar, Hırvatlar, Sırplar) ve bölgesel liderler için barış, savaşı farklı aygıtlarla sürdürmekten başka bir anlama gelmeyecekti. Anlaşma sonrasında milletçi güdülerle hareket etmeyen yeni liderlerin öne çıkması ümidi de sonuçsuz kaldı.


Uluslararası yardımlar ülkenin dönüşmesine katkıda bulundu, savaşın izleri büyük oranda silindi. Fakat milliyetçilerin hükmünün sürmesi ile ülke siyaseti büyük oranda işlevsiz kalmayı sürdürdü. Bosna’nın Avrupa Birliği’ne girme ihtimali giderek silikleşti. 

Avrupa Konseyi’nin 2021’de yayımlanan senelik değerlendirmesinde “siyasi liderler kutuplaştırıcı söylemlerini sürdürüyor, fayda sağlamayan siyasi polemikler yaratılıyor” deniyor.  AB’ye katılım müzakerelerinin başlaması için önkoşul kabul edilen 14 fasılda ise hiçbir ilerleme olmadığı kaydedilmedi. Rapor aynı zamanda “Yaygın yolsuzluğun ve siyasi tekelleşmenin olumsuz etkileri salgın süresince görülmeye devam etti” diyor. Yargı mensupları ve siyasi liderler bu sorunlara herhangi bir yanıt üretebilmiş de  değildir.

Savaş biteli 27 yıl oluyor ve Bosna şu an çok daha iyi durumda olmalıydı. Fakat maalesef  bana  göre  yepyeni bir kriz gözlerimiz önünde şekilleniyor. RUS destekçisi Sırp Lider  Milorad Dodik, milliyetçiliğin dozunu yükseltiyor ve ülkenin iki özerk bölgesinden biri olan Sırp Cumhuriyeti’nin merkezi yönetimden ‘daha bağımsız’ olması gerektiğini savunuyor. Bu tür söylemler farklı siyasi cenahlar tarafından da giderek daha çok dillendiriliyor. Son gelişmelerden sonra Bosna-Hersek’te görev yapan AB Yüksek Temsilcisi Christian  Schmidt, yeniden uluslararası müdahale çağrısı yaptı.


Fakat bu ‘reçete’ Bosna’nın çektiği sıkıntılara çare olamayacağını düşünüyorum. Mevcut siyasi krizi besleyen etmenlerden biri de kısa süre önce yürürlüğe konan bir yasa oldu. Yasaya göre soykırım inkârcılığı suç sayılacak. Yasayı yürürlüğe koyan ise, geçen yaz görev süresi dolan uluslararası yüksek temsilci olmuştu ve karar yayınlandığında görevini tamamlamasına günler kalmıştı. Bosnalı Sırplar da tepki vermekte gecikmemiş ve merkezi yönetimdeki koltuklarını bir bir terk etmişlerdi. Rusyanın da  desteğini alan  Dodik de o günden bu yana sert  ültimatomlar vermeyi sürdürüyor.

Dodik, ara ara Sırp Cumhuriyeti’nin Bosna’dan tamamen ayrılmasını savunuyor ve bu sayede adını manşetlere taşıyor. Yaşanan kriz bize önemli bir şey gösterdi, o da uluslararası topluluğun Bosna’daki rolüne dair büyük bir kafa karışıklığı olduğu. 

Yaşanan krizde belirleyici olan diğer bir etmen de bu sene yapılacak genel seçimler. 2020 yılında yapılan yerel seçimlerde muhalefet partileri önemli kazanımlar yaşadılar ve baskın milliyetçi oyunculara karşı güç kazandılar. Milliyetçiler ‘tabanı yitirme’ kaygısıyla yeni krizler çıkıyor ve tabanlarını konsolide etmeye çalışıyorlar.

Sonuç  olarak;

Genel seçimlerin planlanan şekilde gerçekleşmesi çok önemli. Sonrasında ise uluslararası topluluk Bosna’da üstlendiği rolü yeniden değerlendirmeli. Ülkede hamilik rejimi mi uygulamak istiyor, yoksa bir adım geriye çekilip ülkenin liderlerinin mevcut sorunları çözmelerine imkân tanıyacak mı? Kolay bir süreç olmayacak, fakat Bosna’nın kendi egemenlik haklarını uygulayan bağımsız bir ülke olmasını istiyorsak başka yolu yoktur
.
Hepimizin  gözü  UKRAYNA  da iken  2023-2024   yılının  BOSNA-HERSEK de  çatışmaların  başlayabileceği  ve  gerginliğin çok  üst  seviyeye  çıkacağını  TÜRKİYE’NİN  bu  duruma  hazırlıklı  olması  gerektiğini  değerlendiriyorum.
 

Yazarın Diğer Yazıları