Fethiye'de mikrofonun ardındaki yıllar: 'Radyoculuk bir aşktı'
Bir zamanlar sesin sadece bir frekans değil, gönüllere dokunan bir hatıra olduğu günler. Eski radyo yayıncısı Yüksel Çetin Tokdemir, mikrofonun ardında geçen yılları anlatırken, 'Radyoculuk bir meslek değil, bir aşktı' sözleriyle o dönemin sıcaklığını yeniden hatırlattı.
Bir ses düşünün. Market raflarında, sabahın erken saatlerinde, bir fabrikanın gürültüsünde ya da bir evin en sakin köşesinde insanlara eşlik eden. Eski radyo yayıncısı Yüksel Çetin Tokdemir, o sesin yalnızca bir yayın değil, insanların hayatına dokunan görünmez bir bağ olduğunu söyledi. 2000 yılında başladığı ve 15 yıl boyunca sürdürdüğü radyo serüvenini anlatan Tokdemir, “O yıllarda radyo, insanların evine misafir olurdu” sözleriyle geçmişe ışık tuttu.
Eski radyo yayıncısı Yüksel Çetin Tokdemir, radyoculuğun geçmişten bugüne değişimini anlatarak, eski dönemlerde radyo kültürünün toplumla kurduğu güçlü bağı değerlendirdi. 2000 yılında başladığı ve yaklaşık 15 yıl boyunca sürdürdüğü radyo yayıncılığı sürecinde birçok unutulmaz anıya tanıklık ettiğini belirten Tokdemir, eski radyoculuğun bugünden çok farklı bir noktada olduğunu ifade etti.
Tokdemir, radyonun o yıllarda yalnızca bir yayın aracı değil, insanların hayatına doğrudan dokunan bir iletişim köprüsü olduğunu belirterek, “2010’lu yıllardan sonra zaten radyoculuk pek kalmadı. Biz mesaj okurken o mesajı gönderen kişinin o andaki psikolojik haline bürünüyorduk. Radyoyla bütünleşiyorduk. İnsanların evine, sofrasına, salonuna misafir oluyorduk. Her mesaj gönderen bizim için müşteri değil, misafirimizdi” dedi.
Radyo ile dinleyici arasında güçlü bir bağ kurulduğunu ifade eden Tokdemir, “İnsanlar radyoyla bütünleşiyordu. Sesinizle sizi tanıyorlardı. Marketten bir şey istediğinizde bile sesinizden tanınırdınız. Radyo hayatın içindeydi” diye konuştu.
Radyoculuk döneminde yaşadığı unutulmaz anılara da değinen Tokdemir, cezaevinden gelen bir mektup sonrası yaşanan bir olayı anlatarak, “Cezaevinden bir mektup gelmişti, ‘Beni eşimle barıştır’ diye. Biz ulaştık ve onları yeniden bir araya getirdik. Hatta ikinci bir düğün yaptılar. Bunu asla unutamam” ifadelerini kullandı. Genç bir dinleyicinin kendisine söylediği sözleri de paylaşan Tokdemir, “18 yaşında bir genç ‘14 yaşımdan beri seni dinliyorum, benim hayatımda bir kişilik varsa sana borçluyum” demişti. Aslında bu bize değil, radyoya duyulan bir bağlılıktı” dedi.
Radyoculuğun toplumsal bir sorumluluk taşıdığını vurgulayan Tokdemir, “Biz her gün kamu spotları yapardık, yerli malı kullanımını, yaşlılara saygıyı, engelli bireylere duyarlılığı anlatırdık. Radyoculuk bir aşktı” diye konuştu.
-
yüksel çetin tokdemir
-
radyo yayıncılığı
-
radyoculuk
-
nostalji
-
radyo kültürü
-
eski radyolar
-
yayıncılık
-
unutulmaz anılar
Bakmadan Geçme