Bazı insanlar hayatlarını yaşar.
Bazıları ise hayatlarının başında nöbet tutar.
Sabah gözlerini açtıklarında günün güzelliğini değil, günün taşıdığı riskleri kontrol ederler. İşleri yolunda giderken işsiz kalabilecekleri günü düşünürler. Sevilirken terk edilmeyi, sağlıklıyken hastalanmayı, huzurluyken felaketi hesaplarlar.
Dışarıdan bakıldığında tedbirli görünürler. Oysa içlerinde görünmeyen bir sınır karakolu vardır. Ve o karakolda görev yapan asker hiç uyumaz.
Bu insanlar çoğu zaman kendilerini "gerçekçi" olarak tanımlar. Hayata pembe gözlüklerle bakmadıklarını söylerler. Oysa fark etmedikleri şey şudur: Sürekli tehlike arayan gözler, bir süre sonra güvenli bir manzaraya da savaş alanı gibi bakmaya başlar.
Çünkü güvensizlik tuhaf bir misafirdir.
İnsan zihni aslında bir deniz feneri gibidir. Görevi yaklaşan kayalıkları göstermektir. Fakat bazı insanların zihninde bu fener o kadar güçlü yanar ki artık yalnızca kayalıkları aydınlatır. Deniz görünmez olur. Ufuk görünmez olur. Gün batımı görünmez olur. Sadece tehlikeler görünür.
Bu yüzden çok düşünmenin altında çoğu zaman, güven arayışı vardır.
"Ya işimi kaybedersem?"
"Ya beni aldatırsa?"
"Ya hastalanırsam?"
Bu soruların peşinde geçirilen yıllar vardır. Fakat asıl soru çoğu zaman hiç sorulmaz:
"Başıma kötü bir şey gelirse, onunla baş edebilir miyim?"
Çünkü kaygının en derin köklerinden biri, felaket beklentisi değil; kişinin kendi dayanıklılığına duyduğu güvensizliktir. Hayatın ironisi de burada saklıdır.
İnsan kendini korumak için sürekli tetikte kalır. Sürekli tetikte kaldıkça yorulur. Yoruldukça daha kırılgan hisseder. Daha kırılgan hissettikçe daha çok kontrol etmeye çalışır.
Böylece görünmez bir döngü başlar…
Ve kişi farkında olmadan hayatı yaşamaktan çok, hayatın nöbetini tutmaya başlar.
Oysa güven, kötü şeylerin asla olmayacağına inanmak değildir.
Güven; fırtınanın çıkabileceğini bilmek ama kendi gemiciliğine de güvenmektir.
Çünkü hiçbir liman sonsuza kadar güvenli değildir.
Ama insan bazen limandan değil, denize açılabilecek güce sahip olduğunu hatırladığında huzur bulur.
Belki de bu yüzden bazı insanların ihtiyacı daha fazla garanti değildir.
Daha fazla kendine güvenmektir.
Çünkü hayat, sürekli nöbet tutanlara değil; belirsizliğe rağmen yürümeyi göze alanlara açılır.