PSİKOLOG SAADET ELEVLİ

ERGEN İNTİHARILARINDA RİSK FAKTÖRLERİ

PSİKOLOG SAADET ELEVLİ

  • 246

Psikopatalojik Risk Faktörleri

İntihar eden ergenler üzerinde yapılan araştırmalar, psikiyatrik bozuklukların intihar davranışının en önemli nedenleri arasında yer aldığını göstermiştir. Bu psikiyatrik bozukluklar arasında depresif belirtiler ve madde kullanımını ilk sıralarda yer almaktadır. Araştırmacılar, intiharların %90’ının bağımlılık veya zihinsel bozukluklarla bağlantılı olduğunu göstermektedir. Benzer şekilde Türkiyede yapılan bir araştırmada da intihar girişiminde bulunan ergenlerin %73’ünde bir psikiyatrik bozukluğa rastlanmıştır. Davranım bozukluklarında intihar girişimine eğilim 13 kat artmaktadır. Turgay intihar girişiminde bulunmuş 200 çocuk ve ergenle yaptığı bir çalışmada en sık rastlanan psikiyatrik tanıların uyum bozukluğu ve davranım bozukluğu olduğunu bildirmiştir. Ülkemizde yapılan başka bir çalışmada intihar girişiminde bulunmuş olan 15-19 yaş arası ergenlerin %27.5’inin uyum bozukluğu ve davranım bozukluğu tanılarını aldıkları bilinmektedir. 

Ailesel Risk Faktörleri

Ailenin intiharla ilgili geçmişi, ailedeki rahatsızlıklar da intihar riskini arttırmaktadır. Ekonomik sıkıntı, aile içindeki çatışmalar ve kayıplar, ebeveynlerin ayrı olması, yeniden evlenmesi, aile üyelerinden birinin daha önceden intihar girişiminde bulunması, aile üyelerinde depresyon ve madde kullanımı, risk faktörleri içerisinde sayılmaktadır. İntihara teşebbüs eden ergenler ailelerini ilgisiz, reddeden ve destek olmayan bireyler olarak tanımlamışlardır.  Yapılan birçok çalışmada ergenlerin intihar girişimi öncesinde yoğun ailesel çatışmalar yaşadığı belirlenmiştir.

Biyolojik Risk Faktörleri

Seratoninin azalmasıyla birlikte intihar davranışlarının arttığı belirtilmektedir (Daviz ve Brock, 2002). Araştırmacıların çok büyük bir çoğunluğu benzer şekilde özellikle intihar girişiminde bulunan ergenlerin serotonin düzeylerinin düşük olmasının daha sonraki intiharın tamamlanması açısından önemli bir faktör olduğunu belirtmektedir (Goult ve Kramer 2000).


Durumsal Risk Faktörleri

Ergenlik dönemin- deki intiharların %40’ında reddedilme, istenmeyen gebelik, okul başarısında düşüklük, kavga etme, sevgiliden ayrılma, aile ile ilgili problemler risk faktörü olarak rol oynamaktadır. Amerika’da en önemli risk faktörleri arasında ise evde ateşli silah bulundurulması sayılmaktadır. Ergenin yaşamındaki stresli olaylar, ebeveyn kaybı ya da boşanması, kardeş doğumu, hastalık, aile bireylerin psikiyatrik hastalığı nedeniyle aile iletişimindeki problemler, aile içi şiddet ve tartışmalar nedeniyle oluşan aile içi uyumsuzluklar da ergen intiharında sık görülen nedenler arasında yer almaktadır.  

Önceki İntihar Girişimleri ve İntihar Düşüncelerinin İfadesi

Daha önceki intihar girişimleri, bir kişide intihar riskinin yüksek olduğunun göstergesidir. Daha önce intihar girişiminde bulunmuş kişilerde sonraki girişimlerin tekrarı daha yüksektir. İntihar düşüncelerini dile getiren kişilerin %20’si intihar girişiminde bulunmakta, ayrıca intihar eden kişilerin de %80’i bu düşüncelerini önceden dile getirmiş olmaktadır. Bu kişilerin önemli bir bölümü girişimden önce profesyonel yardım aramaktadırlar. Araştırmalar, intihar girişiminden önceki iki ay içinde hastaların %47’si pratisyen hekimlere başvurmaktadır. Bu kişilerin %70’i psikolojik yakınmalarını dile getirmekle birlikte, intihara ilişkin düşüncelerini ifade edenlerin oranı azdır (%14) ve hastaların %69’una psikotrop ilaç verilmiştir. Psikotrop ilaç verilenlerin %64’ü intihar girişiminde bu ilaçları kullanmışlardır (Akt; Demirer ve Eşel, 2003)

İntihar davranışı açısından risk faktörlerini belirlemede takip çalışmaları da kullanılmıştır. Psikiyatrik tedavi alıp taburcu edilen 180 ergenin 5 yıllık takip çalışmasında ergenlerin %25’inin intihar girişiminde bulunduğu bildirilmiştir. Bu çalışmada hastaneden çıkıştan sonraki ilk 1 yılın intihar davranışı açısından oldukça riskli bir dönem olduğu saptanmıştır. Ayrıca intihar girişimleri açısından en güçlü faktörün önceki girişimlerin varlığı olduğu ve duygudurum bozukluklarının da tabloya eklenmesinin riski arttırdığı belirtilmiştir (Lewis, 2002).


Çocukluk Travmaları

Erken çocuklukta fiziksel ve cinsel istismara uğrama, anne-baba ihmali gibi travmatik yaşantıların erişkinlikte intihara eğilime neden olduğu bildirilmektedir. Çocukluk travmaları bağımsız olarak da intihar riskini arttırmaktadır Ancak bu erken travmaların hangi yolları kullanarak intihar riskini artırdığı açık değildir. Bu travmaların sadece intihar davranışına değil, genel olarak saldırganlığa eğilim  oluşturduğu öne sürülmektedir (Brodsky ve Stanley, 2001) Erken çocukluk travmaları hem intihara eğilimi artmasına, hem de istismar hatıralarını canlandıran olaylar vasıtasıyla stres yaratıcı olarak rol oynayabilmektedir (Akt; Demirerl ve Eşel, 2003)

Şiddet özellikle fiziksel ve cinsel kötüye kullanımın, gençlerdeki intihar davranışında güçlü bir risk faktörü olduğu belirtilmiştir. Araştırmalar, intihar girişiminde bulunan ergenlerde ergende fiziksel kötüye kullanım şüphesinin 3-9 kat oranında yüksek olduğunu, cinsel kötüye kullanımın ergenlerdeki tekrarlayıcı intihar girişimleri açısından riski 8 kat arttırdığını göstermektedir (Akt; Aktepe ve diğerleri, 2005).

Kendine zarar verme davranışını en çok etkileyen etmenlerin başında ergenin geçmişte yaşadığı ya da halen yaşamakta olduğu fiziksel, duygusal ya da cinsel istismar gelmektedir. Gladstone ve arkadaşları (2004)’na göre istismara uğrayan ergen, bedenini yaralamayı öğrenerek bu davranışı yaşadığı dayanılmaz duygulara geçiş yolu olarak görebilir. Webb (2002)’e göre ergen yaşadığı travmatik olaydan kendini sorumlu tutarak kendini suçlayabilir, bu nedenle çeşitli türlerde kendini cezalandırabilir. Skegg (2005)’e göre, kendini ailesinden soyutlayan ya da soyutlanan bir genç için öfkesini göstermesinin bir yolu olarak kendi bedenine zarar vermek onlarla iletişim için tek yol olarak algılanabilir. Favazza (1992), kendine zarar veren istismara uğramış gençlerin çoğunun hislerini donuk ya da ölü olarak tanımladıkları görülür. Kendileri kesmek bir şekilde canlı olduklarını kendilerine göstermek anlamına gelebilir. Gladstone ve arkadaşları (2004), kendini kesmenin ağlamanın bir başka yolu olduğunu, öfke ya da incinme gibi olumsuz duyguların kendini kesmede önemli derecede rol oynadığını belirtmişlerdir. Aile özellikleriyle ilgili yapılan araştırmada, ergenlerin erken dönemde izolasyon duygusu ya da ayrılık kaygısı yaşamalarının da kendine zarar verme davranışına neden olduğu belirtilmiştir. Çocuklar ailenin sıkıntılarla baş etme biçimini ve öfkenin ve öfkenin dışa vurumunu içselleştirmekte ve sıkıntılarla karşılaştıklarında bu yöntemi kullanabilmektedirler. Cooper ve arkadaşları (2005), kendine zarar verme davranışının intihar girişimi için güçlü bir öngörü olduğunu, özellikle kendine zarar verme davranışındaki ilk altı ayda intihar riskinin çok yüksek olduğunu, daha sonrasında da bu riskin devam ettiğini vurgulamaktadır (Akt; Serim ve diğerleri, 2009)

İntihar girişimi ve kendine zarar verme davranışı olan kişilerde çocukluk çağı travma yaşantılarına yoğun biçimde rastlanmaktadır. Kendini yok etme ve zarar vermeye yönelik davranışlar, sadece çocukluk travması yaşayan, çocukluk döneminde ihmal edilmiş insanlarda değil, hayvanlarda da gözlenmiştir. Bebeklikte izole edilerek anne bakımı almaları engellenen maymunlarda kendini dövme, kafalarını sert yerlere vurma, kafa sallama gibi davranışlar gösterdikleri görülmüştür. Duygusal, fiziksel istismar ve ihmale uğrayan kişide yoğun suçluluk duyguları, kendine yönelik saldırganlık bulunmuştur. (Akt., Kılıç, 2006)

Tamamlanmış intihar eylemlerin bilimsel olarak 8 veya 10 yasından itibaren başladığı kabul edilir. Ancak bazı araştırmalar 5.5 yasında bir çocuğun intihar girişiminde bulunduğunu gösterir.Genlikle intihar eyleminin başlama yaşı 8’dir. Bu yaştan önce intihar girişimlerine rastlanmadığı belirtilir. Çocuklar 5 yasına dek ölümü geriye dönüşlü bir olgu olarak tasarlarlar. Bu yaşa kadar ölüm “bir yere gitme” olarak algılanır. 8 yaş sonrasında ise çocuklar ölümün geriye dönülmez bir olay olarak algılayabilirler. Çocuklarda özkıyım girişimlerini ve tamamlanmış özkıyımların oranlarının oldukça düşük olması, çocuktaki ruhsal yapılanmanın intihar kararı alacak ve bu kararı uygulayacak kadar gelişmemiş olması, çocukluk döneminin daha bağımlı bir dönem olması ve aile gibi sosyal desteklerin çocuğa karsı daha duyarlı ve ilgili olması nedeniyledir (Akt; Ulutaş, 2006)

İntihar davranışının temelinde kendine zarar verme niyeti bulunmaktadır. İntihar niyeti açık ve güçlü olabileceği gibi belirsiz de olabilir. Çocuk ve ergenlerde kendine zarar verme davranışlarının olması klinisyene intihar potansiyeli açısından yol gösterici olabilmektedir (Lewis, 2002).  İntihar davranışı ölüm isteği ile ilgili olmakla birlikte çocuklarda olduğu gibi ergenlerde de ölüm kavramının olgunlaşmamış olabileceği ya da değişkenlikler gösterebileceği unutulmamalıdır (Atay ve Kerimoğlu, 2003).

Ergen intihar girişimlerinin yaklaşık üçte ikisinin ölme arzusundan farklı güdülerle gerçekleştirildiği bildirilmiştir. Ergenlik dönemindeki pek çok intihar girişimi dürtüsel özellik gösterebilir ve hayatı pek az tehdit edebilir. Çoğu zaman asıl motivasyon başkalarını  etkilemek, dikkat çekmek, sevgi ve nefreti iletmek ya da hoşnutsuz bir durumdan kaçmaktır (Brent & Kolko, 1990).

Yazarın Diğer Yazıları