Psikolog  Saadet ELEVLİ

'Huzur'un huzursuzluğu: 'Travmaya Bağlı Uyarılma Bağımlılığı Üzerine'

Psikolog Saadet ELEVLİ

“Travmaya Bağlı Uyarılma Bağımlılığı Üzerine”

Bazı insanlar vardır; hayatlarında her şey yolundayken bile içleri rahat etmez. Bir sorun yokken bile bir şeylerin eksik olduğunu hissederler. Huzur geldiğinde sıkılır, sakinlikte daralır, sessizlikte huzursuz olurlar.
Peki neden?
Çünkü herkes huzurla büyümez.
Bazı insanlar gerilimle şekillenir.
Psikolojide buna travmaya bağlı uyarılma bağımlılığı denir. Klinik bir tanıdan çok, travma sonrası sinir sisteminin nasıl çalıştığını anlatan güçlü bir kavramdır. Bu insanlar çevresi tarafından “sorundan beslenen insan” etiketi alabilirler ve kişi bir süre sonra kendisinin “sorun” olduğu yönünde bir inanç geliştirebilir. Oysa durum çok başkadır ve her şeyde olduğu gibi hiçbir davranış nedensiz değildir. Önemli olan nedenleri ve nedenlerin sonuçlarını doğru anlayabilmektir.
Travma dendiğinde çoğumuz büyük olayları düşünürüz: kazalar, kayıplar, şiddet…
Oysa travma bazen hiç yaşanmayan şeydir:
•    Güvende hissetmemek
•    Duygusal olarak görülmemek
•    Tutarsız ilgiyle büyümek
•    Ne zaman ne olacağının bilinmediği bir ortamda yaşamak
Bu koşullarda büyüyen bireyin bir sinir sistemi şunu öğrenir:
“Gevşemek tehlikelidir. Tetikte kalmalıyım.”
Bu yüzden de beden, sürekli alarm hâlinde yaşamaya alışır.
Zamanla yüksek stres, kaygı ve belirsizlik bedene tanıdık gelmeye başlar. Tanıdık olan ise beyin için “güvenli” kabul edilir — zararlı olsa bile.
Böylece kişi farkında olmadan:
•    Krizli ilişkileri seçer
•    Ulaşılması zor insanlara çekilir
•    Netlikten kaçar
•    Sürekli bir şeyleri çözmeye, düzeltmeye çalışır
Ve en çarpıcısı şudur: Huzur geldiğinde iç sıkıntısı artar.
Çünkü beden şunu sorar: “Alarm yoksa, tehlike nerede?”
Travmaya bağlı uyarılma bağımlılığı en çok ilişkilerde görünür.
•    Beklemek, özlemek, kaygılanmak “aşk” gibi hissedilir
•    Belirsizlik tutkuyla karıştırılır
•    Düzgün, ilgili, tutarlı ilişkiler “ruhsuz” ya da “eksik” gelir
Oysa çoğu zaman sevilen kişi değil, yarattığı duygusal yoğunluktur.
Bu yüzden bazı ilişkiler çok acı verici olsa bile kopmak zor olur. Çünkü o ilişki, kişinin sinir sisteminin bildiği tek dildir.
Bu soru bir karakter sorusu değil, bir beden hafızası sorusudur. Kişi bilinçli olarak acıyı seçmez. Sadece bildiği düzeni tekrar eder.
Ve çoğu zaman kendini şöyle yargılar:
•    “Benimle ilgili bir sorun var”
•    “Ben neden mutlu olamıyorum?”
•    “Neden huzur bana iyi gelmiyor?”
Oysa sorun kişide değil, öğrenilmiş hayatta kalma stratejilerindedir.
İyileşmek ise, hayatın hep sakin olması demek değildir. Sakinlikte kalabilme kapasitesini artırmaktır. Huzur çoğu insan için doğal değildir. Öğrenilir.
Belki de sorun, yeterince güçlü olmaman değil.
Belki de çok uzun süre güçlü kalmak zorunda bırakılmadan…
Eğer huzur sana yabancı geliyorsa,
Bu senin bozuk olduğunun değil,
Bir zamanlar kendini korumak zorunda kaldığının sesidir.
Ve bu farkındalık, iyileşmenin başladığı yerdir.

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları