CİNSEL İHMAL VE İSTİSMAR
Psikolog Saadet ELEVLİ
Cinsel ihmal ve istismar, fiziksel, duygusal, hukuksal boyutları olan hem madur olan hem de madurun ailesi üzerinde kısa ve uzun süreli yıkıcı olumsuz etkileri olan toplumsal bir sorundur. İçinde güçlü utanç ve suçluluk duyguları barındıran, kişinin temel güven duygusunu sarsan bir durumdur. Çoğu cinsel istismar yaşantıları, korku, kaygı, utanç ve suçluluk duyguları nedeniyle kişi tarafından genellikle paylaşılmadığı ve yıllarca gizli kalan, kişinin içinde sakladığı bir sır olarak kaldığı bilinmektedir. Cinsel istismara uğrayanların yalnızca %15’inin bildirildiği düşünülmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü ve Ankara Üniversitesi’nin “Türkiye’de Yaşayan Üniversite Öğrencilerinde Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşam Deneyimleri Araştırma Raporu” cinsel tacize uğrayanların;
-%38’i aynı evde yaşamayan tanıdık biri tarafından (komşu, akraba, tanıdık kişiler)
-%26’sı akraba tarafından
-%12’si akraba olmayan tanıdık kişiler tarafından
-%8’i çocuğun bakımından sorumlu kişiler tarafından (bakıcı, ebeveyn ya da bakım veren)
%34’ü bir yabancı tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir.
2014 yılı TUİK verileri, 1377’si erkek, 9718’i kız olmak üzere toplam, 11.095 çocuğun cinsel suça maruz kaldığını, 2017 yılında ise toplam 16.348 çocuğun cinsel suça maruz kaldığını bildirmektedir.
Araştırmalar 38 ülkede, 17 milyon yetişkin kadının çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kaldığını göstermektedir. Olayın çevre tarafından duyulacağı, suçlanacağı, aile desteğini kaybedileceği düşüncesi, kendisine inanılmayacağı yönündeki korku ve kaygılar nedeniyle, ailesine üzüntü vereceği, aile içinde kötü şeyler olacağı endişesi, adli süreçte olumsuz şeyler yaşanacağı düşüncesi nedeniyle çoğu cinsel istismar olaylarının gizli kaldığı düşünüldüğünde, aslında gerçekte istatistiklerin gösterdiği rakamlardan çok daha fazla olduğu bilinmektedir.
Cinsel ihmal ve istismar yaşantılarının kişi üzerinde önemli yıkıcı etkileri bulunmakta, önemli ruhsal bozukluklara neden olabilmektedir. 2009-2011 yılları arasında Gaziantep Çocuk Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Polikliniğine başvurusu olan, cinsel istismara uğramış 234 çocuk ve ergen üzerinde yapılan araştırmada;
Cinsel istismara uğrayan çocuklarda ruhsal sorunlar görülme oranının %60 olduğu, en fazla travma sonrası stres bozukluğu ve majör depresyon görüldüğü, cinsel istismarda bulunanların dörtte üçünün ailende biri olduğu; %78’inin komşu ya da yakın çevreden tanıdık olduğu, %14’ünün birinci derecede aile içinden kişiler olduğu görülmüştür. İstismarcının ailende biri ya da tanıdık olduğu durumlarda madurun kendini daha fazla suçladığı ve güven duygusu sarsılmasının daha şiddetli yaşandığı ve daha fazla psikiyatrik bozukluk yaşandığı görülmektedir.
İstismarın her türlüsünün örseleyici olmasına karşın, aile içinde gerçekleşen cinsel istismarın, aile dışından gelen cinsel istismar ile kıyaslandığında, kişi üzerindeki etkilerinin çok daha olumsuz ve etkilerinin çok daha uzun süre devam ettiği görülmektedir. Bağlanma nesnesi ya da kendine bakım veren biri tarafından zarar görmüş olmak kişide, temel güven duygusunun sarsılmasına, hayal kırıklığı duygusu yaşamasına, ihanete uğrama ve suçluluk duygularına neden olmaktadır.
Çocukluk döneminde yaşanan cinsel istismar yaşantıları, yetişkinlik döneminde anksiyete bozukluklarına, temizlik takıntılarına, davranış sorunlarına, cinsel sorunlar yaşanmasına, madde bağımlılığına, yeme bozukluklarına, depresyon, travma sonrası stres bozukluklarına, bazen yüksek riskli cinsel davranışlara neden olabilmektedir. Çocukluk döneminde yaşanan bu tür travmatik yaşantıların önemli etkisi olduğu düşünülen psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde, geçmiş travmaların çalışılmasını içeren psikoterapi mutlaka önerilmektedir. Anne babaların kendi çocukluk döneminde yaşadıkları cinsel ihmal ya da istismar travmaları, bazı bireylerde, çocukları üzerine bu konuda aşırı odaklanmaya, aşırı korumacı ya da baskılayıcı tutum ve davranışlar sergileyerek, kendi travmalarının çocuklarına aktarılmasına neden olabilmektedir. Hem travmaların nesiller arası aktarımını engellemek, hem de aşırı korumacı ve kontrolcü yaklaşımla çocuğun gelişim sürecini sekteye uğratmamak hem de kişinin kendi ruh sağlığı açısından bu tür geçmiş travmaların psikoterapi süreci ile temizlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Cinsel ihmal ve istismar vakalarını azaltmak toplumsal bir sorumluluk olmakla birlikte, anne babaların çocukları ile iyi bir ilişki ve iletişim içinde olmaları, çocukların ifade ve söylemlerini dikkate almaları önerilmektedir. Dürtü denetim bozukluklarının, dikkat eksikliği ve hiperkativite bozukluğunun, bipolar bozukluğun, zihinsel ve bedensel yetersizliklerin, aile içi çatışmaların yoğun yaşandığı çevresel şartların, aile içi şiddet, alkol ve madde bağımlılığı gibi çevresel şartların cinsel ihmal ve istismar için önemli bir risk faktörü taşıdığı unutulmamalıdır.
Yarınların, dünden ve bu günden daha güvenilir olması dileğiyle…