BEDEN KONUŞUR – 1
HIZLANAN HAYAT, YAVAŞLAYAN BEDEN - Mine KIRGIÇ
Dinlemeyi Öğrenene Kadar
Günümüz insanı bedenini genellikle susturmak ister.
Ağrı kesiciyle, bastırarak, görmezden gelerek…
Oysa beden susturulmak için değil, anlaşılmak için konuşur.
Baş ağrısı, mide problemleri, boyun tutulmaları, kronik yorgunluk…
Modern hayatın “normal” kabul ettiği bu belirtiler aslında bedenin bize gönderdiği sinyallerdir. Beden bir sorun çıkardığı için değil, bir şeyleri anlatamadığı için konuşmaya başlar.
Ben yıllardır biyoenerji, reiki ve meridyen terapileriyle çalışıyorum. Şunu çok net söyleyebilirim:
Bedende görünen hiçbir belirti tesadüf değildir.
Beden; duyguların, düşüncelerin ve yaşanamamış deneyimlerin kayıt alanıdır.
Söylenemeyen sözler boğazda düğümlenir,
taşınan yükler omuzlara çöker,
bastırılan öfke mideyi yakar,
kontrol ihtiyacı belde tutulur.
Çoğu zaman “Neden geçmiyor?” diye sorarız.
Asıl soru şudur:
Bu belirti bana ne anlatmak istiyor?
Meridyen sistemi, bedenin enerji haritasıdır. Hangi duygu nerede tutulur, hangi stres hangi organa yük bindirir, bu harita üzerinde çok nettir. Enerji akışı bozulduğunda beden önce fısıldar. Dinlemezsek, daha yüksek sesle konuşur.
Bugün pek çok insan tedavi oluyor ama iyileşemiyor.
Çünkü sadece semptomla ilgileniyoruz, sebebiyle değil.
Bedenle bağımız koptuğunda, onu bir makine gibi görmeye başladığımızda, sinyallerini “arıza” olarak algılıyoruz. Oysa beden bizimle iş birliği yapmak ister.
Beden düşmanımız değil, en sadık rehberimizdir.
Bu yazı bir başlangıç.
Bu köşede bedeni susturmayı değil, anlamayı konuşacağız.
Ağrının ardındaki mesajı, yorgunluğun nedenini, tekrarlayan rahatsızlıkların işaret ettiği duygusal alanları ele alacağız.
Çünkü beden konuşur.
Dinlemeyi öğrenene kadar da konuşmaya devam eder.