YAZARLARIMIZ
Anket
Akın Tezel
İlle de Nükleer Enerji
İlle de Nükleer Enerji
Geçtiğimiz hafta Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami felaketinin ardından afet bölgesindeki bir nükleer enerji santralının arızalanarak radyasyon sızdırmaya başlaması bizim “istemezükçüler” için bulunmaz nimet oldu. Hep birden başladılar öykünmeye “ Silifke Akkuyu’da yapılacak nükleer santrala hayır” diye. Bu seslerden cesaret alan malum muhalif medya da santralın yapılmasını hararetle destekleyen Başbakan Erdoğan’a karşı bir linç kampanyası başlattı. Olanlardan şaşkına dönen büyük çoğunluk ise çaresiz bir o tarafa, bir bu tarafa bakıyor.
Nükleer santrala karşı çıkanları incelersek bunları iki grupta toplayabiliriz. Birincisi istemezükçüler, yani nükleer enerjiye, HES’lere. Boğaz Köprüsüne, 2B düzenlemesine, bölünmüş yollara, özetle taş üstüne taş koyulmasına karşı çıkanlar.
Bunlar sayıları az olmakla birlikte oldukça homojen ve örgütlü bir grup oldukları için çok etkili oluyorlar. Aslında bunları bir tarikat veya yeni bir din mensubu olarak nitelendirmek daha doğru. Dünyaya bakışları, yaşam biçimleri, siyasal görüşleri ile bir bütün oluşturuyorlar. Ben Türkiye’nin tek tip bir ideolojiye mahkûm olmaktansa bütün siyasi ve toplumsal renkleri ile daha güzel olacağına inanan bir siyasi görüşün mensubuyum. Bu nedenle bu kimselerin düşüncelerine ve yaşam biçimlerine saygı gösterdiğimi bildirmek isterim. Bu topluluk ile ilgili tartışmaların sosyologların konusu olduğu inancındayım.
Nükleere karşı çıkan ikinci grup ise konunun özünü bilmediği için malum medya tarafından oluşturulan dehşet senaryolarından etkilenenlerden oluşuyorlar. Hakları da yok değil. Görünmeyen, duyulmayan, renksiz, kokusuz bir şey içinize girip bir anda sizi kavurup kül ediyor. İşte bizim amacımız bu konularda insanımızı aydınlatmak.
Malum medyada önceki gün bir Hiroşima görüntüsüyle Japonya’daki santralin görüntüsü birlikte yayınlanmış. Öncelikle bu sayfayı düzenleyen çalışanları mesleki başarıları açısından kutlarım. Konunun yabancısı olsam söylediklerine gözü kapalı inanırdım. Demek istiyorlar ki nükleer santrallar sonunda Hiroşima gibi bir felakete yol açabilir. Bunun bilinçli olarak ortaya atılmış bir yalan olduğunu söylemek istiyorum.
Atom bombasının patlaması, yani bir zincirleme nükleer reaksiyon oluşması için belirli şartların var olması gerekir. Bunlar da kritik kütle diye adlandırılan radyoaktif elementin belirli bir hacimde bulunmasıdır. Bu miktar söz konusu hacim içinde bulunmazsa zincirleme reaksiyon, yani nükleer patlama meydana gelmez. Enerji santrallerinde ise güvenlik açısından hiçbir zaman bu miktarda radyoaktif element bulundurulmaz. Böylelikle deprem veya başka bir nedenle hasar gören santralda bir nükleer patlama söz konusu değildir.
O halde risk nedir. Bir nükleer santral kontrol dışı kaldığında içindeki nükleer yakıt kontrolsüz olarak çalışmaya devam eder. Bunun sonucunda yakıt türüne göre bir kısım radyasyon doğaya yayılmaya başlar. Şayet yakıtı bulunduran çekirdek ağır şekilde hasar görmüşse bu çekirdek eriyerek strontium, sezyum, iyot gibi radyoaktif bozunma ürünleri atmosfere yayılır ve zamanlara yeryüzüne çöker. Bu maddelerin yarı ömrü( yani bozulma zamanı) cinsine göre değişir. Kimisi birkaç gün içinde radyoaktif özelliğini kaybeder. Kimisi ise yıllar boyu bu özelliklerini korur. Sonuç olarak bir kaza anında öncelikle santralın yakın çevresindeki insanlar buradan uzaklaştırılmalı, şayet çekirdek erimesi söz konusu ile atmosfere yayılan parçacıkların etki alanındaki bütün arazi boşaltılmalıdır.
Santral üreticileri bu sorunların üstesinden gelmek için çeşitli yöntemle geliştirmişlerdir. Şöyle ki santraldaki yakıt eriyip bütünüyle kontrol dışı kaldığında açığa çıkan radyoaktif bulutun bütün çevreyi kirletmesini önlemek için yakıtın bulunduğu çekirdek gerektiğinde kapatılarak önceden hazırlanmış bir beton muhafaza içine alınmaktadır. Böylece çekirdek içinde cereyan eden hareket beton mahfaza içine hapsedilmekte ve sonsuza kadar orada kalmaktadır.
Çevreciler tarafından öne sürülen Çernobil örneği ise yanlış bir örnektir. Santral kontroldan çıktığında yangını söndürmek için oraya gönderilen itfaiyecilerin hiçbir radyoaktif koruma giysisi yoktu. Dolayısıyla eriyen çekirdeğe su sıkmak gibi akıl dışı bir işi yapmakla görevlendirilen itfaiyecilerden yirmi kadarı aldıkları radyasyon etkisiyle kısa süre içinde ölmüştü. Çernobil santralı Çernobil şehrinin göbeğinde yer alıyordu. Şehrin tahliyesi için o zamanın Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi ancak kırk sekiz saat içinde karar alabilmişti. Tabii ki o zamana kadar olanlar olmuş ve şehirde yaşayan birkaç yüz bin kişi oldukça fazla radyasyon ile muhatap olmuşlardı. Daha sonra atmosfere yayılan radyoaktif elementler yağan yağmurlarla çevre ülkelere kadar yayılmış ve toprağı kirletmişlerdi.
Çernobil santrali ilkel teknolojiyle inşa edilmiş, hiçbir koruma önlemi olmayan bir tesisti. Santral kontroldan çıktığında durdurulup kapatılması için yapılabilecek bir şey yoktu. Söylenildiğine göre zamanın Sovyet lideri Gorbaçov’un glasnost politikasına yönelmesinde Çernobil santralındaki kazanın rolü olmuştur.
Japonya’daki olay ise çok farklıdır. Şu anda kısmen kontrol dışı kalan santralda sınırlı bir radyasyon yayımı olmaktadır. Yakıt çekirdeği henüz erimemiştir. Bu olay söz konusu olsa dahi hemen beton koruma devreye sokularak santral kapatılıp tehlikesiz hale getirilebilir. Sanıyorum santralda bu yönteme başvurulmaması hala yakıtın kontrol altına alınıp güvenli bir şekilde yeniden enerji üretimine başlayabilmek yönündeki ticari kaygıdır. Bunun gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini yakında göreceğiz. Ancak şu an için yakın çevre bir güvenlik önlemi olarak tahliye edilmiştir. Çevreye saçılan radyasyon ise bir ölçüde artmakla beraber güvenli sınırların çok altındadır.
İşte bütün bu anlatılanların ışığı altında düşünüldüğünde üçüncü nesil denilen, son derece güvenli bir santralın Akkuyu için söz konusu edilen fay hattının göbeğinde olmadığı sürece kurulmasında hiçbir sakınca yoktur. Hükümetin nükleer enerji politikası doğrudur ve ülkesini seven herkes tarafından desteklenmelidir.
Tüm Yazıları
- Bu Gidişle Kayık İskelesi Zor Yapılır
- Veda Hutbesi
- Teknoloji Nereye Kadar?
- Taş Atan Çocukları Ne Yapmalı
- Karaçulha’ya Yeni Pazaryeri
- Kentsel Dönüşüm Nedir?
- Oylama Ne Zaman Yapılır?
- Muhalefet Türleri
- Siyasi Nezaket
- Kış Geliyor, PKK İnine, BDP Meclise
- Bir Babayiğit Aranıyor
- Toplu Konut
- ANIZ YAKMAK TOPRAĞA İHANETTİR
- Sayın Vekillerimize Başarılar Dileriz
- Kapatıyoruz… Türkiye’nin En Büyük(!) Perakende Mağazalar Zinciri
- Akan Su Yolunu Bulur
- “Ak Parti’ye Oy Verin Ama Anayasayı Değiştirecek Kadar Değil”
- Hayvancılık Öldü Mü?
- “Allah Beni Muhalefet Milletvekili Yapmasın”
- Kılıçdaroğlu Doğru Söylüyor
- İşini Bilen Adam
- Ali Boğa Niçin Yörük Kıyafeti Giyiyor?
- Yetkililer Neden Konuşmaz
- Yusuf Çaylı Nereye ?
- 1 Mayısı Karıştıramayız, Bari YGS’ ye Parmak Atalım
- Değirmenin Suyu Nereden Gelecek
- Bu Kadar da Tesadüf Olmaz
- Yayla Yolu Yeniden
- Üzümlü’de Neler Oldu?
- Müddei İddiasını İspat İle Mükelleftir
- Korkularla Yaşamak
- Eğitim Çıkmazımız
- Fethiyeli İş Adamları Dünyaya Açılıyor
- MHP’de Adaylık Yarışı
- Desteksiz Atışlar
- İlle de Nükleer Enerji
- SIRA DIŞI ADAYLAR, SIRADAN ADAYLAR
- Düğünler, Düğünlerimiz
- DEZENFORMASYON
- Siz Olsanız Ne Yapardınız?
- Başbakan Erbakan! Şakadan!
- Hollanda’yı Fethiye’ye Getirdik
- Çevrenin En Büyük Düşmanı Yine Bir Kısım Çevreciler
- Mahalle Baskısı
- Siyaset Medya Etkileşimi
- Beleş Yaşamak
- Hastaneler Niçin Kalabalık
- Seçim Yaklaşıyor, Hayat Duracak Mı?
- Yine Plansız, Projesiz İşler Yapılıyor
- Eren Dağı Kayak Merkezi Açıldı
- Olağan Şüpheliler
- Kaçak İnşaatlar ve Çözüm Yolları
- İki Olay, İki Mesaj
- Dalları Limon Bastı
- Fethiye’de Üniversite
- Partilerin Aday Belirlemesinde Hemşehrilik Unsurunun Katkısı
- Hırsızlara Ne Yapmalı
- Yeni Yılda Siyasi Partileri Bekleyen Tehlike: Popülizm
- Çevre Savurganlığı
- Yeni Muhalefet Taktikleri



Adnan SARAL
Celal Bozkurt
Coşkun Karabulut
Nuri Kıvrak
Nuri Kuzugüdenlioğlu
Ömer Faruk Bilgili