Bir süredir Halûk Tarcan’ın ÖN-TÜRK UYGARLIĞI adlı kitabından alıntılarla Türklerin tarihinin eksi otuz binlere kadar indiğini, ve dünyanın pek çok yerinde binlerce yıldan beri yaşadıklarını ve yaşadıkları bölgelere yazıları, Tek tanrı inancı ve kültürlerini ve sanatlarını götürdüklerini ve oraların dip kültürlerini oluşturduklarını özetlemeye çalışmıştık, kaldığımız yerden devam edelim. ‘…Tarihi başlatan Türklerin bir özelliği yönettikleri devletlere ‘BİL’ adını (egemenlik) vermeleri ve diğer önemli bir karakteristiği de Ön- Türklerde yeniden devlet kurma yerine yeniden yapılaşma yani zaman ve mekânda devamdır. Halk daima aynı halktır ve bu süreklilik, Türkleri bir bayrak altında toplama fikir ve davranışını, bu atadan gelme refleksini doğurmuştur. Yeryüzünde “yazısı olan ilk devlet”, bir Türk devleti olan ON-UYUL, İdil, Erzurum, Trabzon’dan Fransa, İspanya, Portekiz’e kadar uzanan evrensel uygarlıkta ilk siyasal kuruluş olma şerefini taşır. İkinci devlet BİR-OY-BİL, eksi 9000’ lerde Romanya-Altay arasında kurulmuş bir konfederasyondur. BİR’İ yeryüzünde temsil ettiklerine inanan Ön-Türkler BİR halinde, BÜTÜN halde yaşama felsefesini benimsemişlerdir. Arka arkaya kurulan ve günümüze kadar gelen çok sayıdaki Türk devletlerinde refleks halinde bu BİR felsefesi vardır. Siyasal kuruluşlar küçük öçlülere düşseler bile bu felsefe daima su yüzüne çıkmıştır. Tarihte bu kadar çok sayıda devlet kurmuş başka bir halk yoktur. (Sh.195) Bunun Atatürk de farkındaydı, İmparatorluğun dört bir köşesindeki savaşlarda halkını denemiş, son derecede imkânsız şartlarda bağımsızlık savaşında BİRliği, Kuvayı Milliye olarak görmüş ve bu kere Türk’ü ULUS olarak tanımış, 708’den 1923’e kadar süren cemaat kavramının altından ‘TÜRK OLMUŞ OLMA ŞUURU’ çıkmıştır. BİR ruhunu, bu kinetik enerjiyi, bu saklı enerjiyi keşfetmiştir. Bu ruhu ‘SAĞ DUYU’ olarak adlandırmış ve bir nutkunda “… Giriştiğimiz büyük işlerde, milletimizin yüksek kabiliyet ve yüksek SAĞ DUYUSU başlıca rehberimiz, başarı kaynağımız olmuştur…” demiştir. BİR-OY-BİL yeniden yapılanarak -1517’de AT-OY-BİL adıyla Sibirya’dan Doğu Anadolu ve Kafkaslar ve Romanya’ya kadar tarihte yerini almıştır. -879 ve 580 yılları arasında GÖKTEN GELEN TÜR(Cins) anlamında TÜRK BİL adıyla yeni bir Türk devleti tarih sahnesinde görünür. Türkler Avrasya topraklarında -9000’den +1556’ya kadar kesintisiz olarak egemendirler. Bu da Türk dil ve kültürünün 10556 yıl süren egemenliği demektir ki, bu da Avrasya dip kültürünün tartışmasız Ön-Türk kültürü olduğunu ortaya koyar. Kazım Mirşan tarafından Türklerin dördüncü vatanı olarak da bilinen Doğu Anadolu, Van’ın Özalp ilçesi Pagan köyündeki mağarada eksi 8 bin tarihli bir Türk tamgası (damgası) olan OQ damgasına (OQ=günahsız olmayı, Tanrı’ya erişmek için gerekli olan Başarıyı ifade eden HAÇ şekli) rastlanmış yine Mardin’in Silopi ilçesinde Cudi dağında tarihi -1500 ler olan kaya resimleri bulunmuştur. Bu tamgalar yazıya atılan ilk adımlardır ve düşünce, soyutlama yoluyla ifade edilmiştir. Doğu Anadolu’da bulunan ÇİLGİRİ YAZITI, (yazıtın tarihi 7/6 binler olabileceği gibi 8 binler de olabilir) Anadolu’nun tapusunun bize ait olduğunu ve dip kültürün Ön-Türk olduğunun görsel şahididir. (Sh.235) Bazı Ermeni yazarlara göre Ermenistan’ın bir adı Aşkenazyan’dır. Bu ad Gomer’in oğlu Aşkenaz’dan gelir. Halbûki, Aşkenaz, AŞGUZA’nın yani İskitlerin bilinen öteki adıdır. Bu ad yalnız başına Doğu Anadolu’da Ön-Türk Dip kültürünün varlığını ortaya koyan bir başka delildir. Karabağ’ da QARA-BUĞ (Bey Yönetimi, Beylik) adıyla bir Türk bölgesidir. Zaten bu bölgede Çarlık Rusya’nın işgaline kadar Türk beylikleri hüküm sürmekteydi. Burada esas sorun, insan hakları çerçevesinde Ermeni kimliği değil, toprak altı zenginlikleri özellikle de altın yataklarıdır. Erzurum Karayazı ilçesinin Salyamaç köyü yakınlarındaki Cunni mağarasında bulunan ‘ON’ ve ‘OQ’ damgaları, Ön-Türkçe yazıtlar (-5 binler ile 3 binler arasında), Ön-Türklerin Doğu Anadolu yaylasından Anadolu içlerine doğru ilerlemiş olduklarını gösterir.(Sh.241) Karadeniz bölgesinde de On Türkleri (Hunlar) ve OQ Türklerinin var olduğunu görmekteyiz. Laz grameri bu gerçeği kanıtlamaktadır. Doğu Roma (Bizans) dönemine ait Trabzon’daki Ayasofya kilisesindeki, Pro-Grekçe olduğu ileri sürülen yazılar asla Grekçeyle çözümlenememişlerdir. Bunlar tümüyle Mirşan tarafından Ön-Türkçeyle okunmuşlardır. Zaten Doğu Roma (Bizans) tarihine bakıldığında Yunancanın başlangıçta resmi dil olduğundan kati olarak söz edilememekte, dini merasimler de Yunanca yapılmamaktaydı. Gelelim İstanbul’a. İstanbul’un tarihi 100.000 yıl önce YARIMBURGAZ mağarasında başlamıştır. Bu tarih 300 binlere kadar inmektedir. Bulgular arasında, tarihi 6 bin olarak verilen üzerinde ‘OZ’ damgası bulunan toprak kap bulunmuştur. İstanbul’da ikinci yerleşim bölgesi FİKİR TEPE höyüğüdür. Burada da üzerinde OQ damgası bulunan toprak kap bulunmuştur. Üçüncü yerleşim bölgesi SİLAHTARAĞA’dır. (Sh.253) İstanbul’da bir OY-URUM-ATIN devleti kurulmuştur, bu devletin tahtına ON(HUN)ların temsilcisi geçmiştir. İstanbul’un tarihteki ilk adı Başkent anlamında ‘OY-OĞ’dur. İstanbul’da kurulmuş Ankara/Trabzon üçgenine yayılmış olan OY-URUM-ATIN nedeniyle Anadolu’ya Diyar-ı Rum, Akdeniz’e de Bahr-i Rum adı verilir. Erzurum, ARZ-ER-RUM’dur. Anadolu Selçukluları aslında RUM SELÇUKLARI adını taşırlar. Friglerin sonlarına kadar HATTİ ülkesi yani QAĞAN ÜLKESİ denen Anadolu, Oy-Urum-Atın devletinden sonra bu sefer RUM ÜLKESİ adını taşımış yani daima dip kültürde bulunan Ön-Türkçe su yüzüne çıkmıştır. Bu dönemden bize İstanbul’da Grek asıllı, Bizans asıllı sandığımız RUM vatandaşlarımız ve KARAMAN RUMLARI diye tanınan TÜRK ORTODOKSLARI kalmıştır. RUM’larımız, Bizans kilisesinde ayinlerin Grekçe yapıldığı yıllardan kalan Oy-Arum-Atın kişileri Ön-Türklerin devamıdır, kökenlerini unutmuşlardır, unutturulmuştur. URUM kavramı ve ERMENİ adı buradan gelmektedir. Kâmran Gürün, Ermeni dosyasında bu adı URUMENİ/UHUNİ diye verir. RUM OLAN anlamına gelmektedir.(Sh.263) Roma kenti ise Etrüskler (Ön Türkler) tarafından kurulmuştur, esas adı UP-URUM’dur; “esas”, Urum yani başkent demektir. Orta Asya’da ona PURUM denirdi. RUM-ELİ, bu dönemin etkisi altında doğmuş olacaktır. Bizans’ın dip kültüründe Ön-Türk kültürü yer alır. İsa’dan 1453 yıl sonraki tarih, Bizans başkenti olarak vehmedilen Konstantinopolis’in Türkler tarafından fethedilme, alınma tarihi değil, Oy-Urum-Atın’ın başkenti OY-UĞ’un, esas sahibi Türklere geri dönüş, Osmanlıcası ‘istirdat’ tarihidir…’(Sh.265) “Tarihimizi, kendimiz, fakat bilimsel tarafsızlığı elden bırakmadan yazmalıyız.” diyordu Atatürk. (Sh.206)…’ Sayın Devlet Bakanı Bağış’ın ‘Bu topraklarda kim azınlık kim çoğunluk tartışılması gerekir’ ikazını bir görev bildik ve Halûk Tarcan’ın ÖN-TÜRK UYGARLIĞI adlı kitabını okuduk ve çok yararlandık. Bu güzel vatan toprakları için bölücü terör örgütüne karşı canını veren bütün şehitlerimizi rahmetle ve saygıyla anıyor, gazilerimize acil şifalar diliyorum. Srebrenitsa katliamı-soykırımında yaşamlarını yitiren ve ancak on beş yıl sonra toplu mezarlarda bedenlerinin parçaları bulunabilen ve geçen hafta toprağa verilen 775 Bosnalı kardeşimizi rahmetle anıyor, ailelerine sabırlar diliyorum, henüz naaşları bulunamayan kardeşlerimizi de rahmetle anıyorum. |